AZERBAYCAN MASALLARI
Emir



BİLGE DEDE’NİN OĞLUNA ÜÇ ÖĞÜDÜ
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... Pire berber iken, deve tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken. Tıngır elek, tıngır felek demişler, bu masalı şöyle anlatmışlar: Kaf Dağı’nın ardında ülkelerin birinde; biricik oğluyla yemyeşil şirin bir köyde yaşayan, Bilge Dede adında sevimli mi sevimli, pamuk gibi ak saçlı, aksakallı bir dede yaşarmış. Yıllar önce karısı öldüğü için hem oğlunu büyütüp yetiştirmiş hem de kendi ihtiyaçlarını karşılayıp geçimlerini sağlamış. Bilge Dede sevimli olduğu kadar da çok akıllıymış. Bundan dolayı köyde kimin başı sıkışsa Bilge Dede’den nasihat, öğüt alırmış. Bilge Dede’nin söyledikleri her zaman gerçekleşir, verdiği öğütler doğru çıkarmış. Bundan dolayı
baş ağrısından, midesi bulanmasına, arı sokmasından, eşek tepmesinden, küslerin barıştırılmasından, gençlerin evlendirilmesine kadar herkes Bilge Dede’nin kapısını çalarlarmış. Bilge Dede büyük küçük demez, bütün köylüye güler yüzle ve sabırla cevap verir dertlerine çare olurmuş. Bu sebepten ona “Bilge Dede” derlermiş. Bilge Dede oğlunu büyütmüş ve adam etmiş. Sonra da askere yollamış. Oğlu askerden dönünce de sevdiği kızla evlendirmiş. Onlara mutlu bir yuva kurmuş, çocukları olmuş. Onların mutluluğu Bilge Dede’yi çok sevindiriyormuş. Torunları kırlardan topladığı rengârenk çiçekleri dedesine verip elini öpüyormuş. Böyle olunca Bilge Dede’nin mutluluğu bir kat daha artıyormuş. Gün gelmiş, Bilge Dede iyice yaşlanmış ve kendine bile çare olamamış, iyice hastalanıp yatağa düşmüş. Bu duruma bütün köy halkı çok üzülmüş. En çok da torunları, oğlu ve gelini üzülüyormuş. Bilge Dede

yatağından çıkamamış. Oğlu, babasının ihtiyaçlarını karşılamak için yatağının başından ayrılmıyormuş. Bilge Dede artık hayattan umudunun tükendiğini ve nefesinin kesileceğini anlayınca oğlunu yatağının kenarına alarak,
‒ Bak oğul, artık benim ömrüm tükeniyor. Son nefesimi vermeden sana söyleyeceklerim var, beni iyi dinle, demiş. Bu sözlerden endişelenen oğlu:
‒ Babacığım, seni dinliyorum ama her şeyi Allah bilir, öyle söyleme!
‒ Evet, haklısın oğlum ama ben de ne durumda olduğumu anlıyorum. Sözümü kesmeden beni dinle!
‒ Peki, babacığım seni dinliyorum, demiş.
‒ Oğul, Allah seni kimseye muhtaç etmesin. Ola ki başın sıkışır da

birinden borç para alacak olursan öyle kendini bilmez, toplumda itibarı olmayan insanlardan ödünç para alma. Bir de devlet kapısında görev yapan, yetki sahibi insanların dostluğuna fazla güvenmesen iyi olur. Oğul, üçüncü ve son söylemek istediğim de şu: İnsan yeri geldiğinde diline sahip olmalı. Her insanın hayatında saklamak istediği önemli sırları olur. Bu senin için de geçerli. Sen de sırrına sahip çık ve her sırrını eşine dahi söyleme, demiş. Bilge Dede’nin oğlu, boynunu bükerek,
‒ Peki, babacığım sözünü tutacağım, demiş. Demiş, demesine de yine aklına bazı şeyler takılmış fakat babasını üzmemek, yormamak için bir şey soramamış. Zaten çok zaman geçmeden Bilge Dede hayata gözlerini yummuş.Bilge Dede’nin ölümü üzerine bütün aile üzüldüğü gibi, köy halkı da çok üzülmüş. Arkasından aylarca iyiliği konuşulmuş. Yas tutulmuş. Yıllar

geçse de Bilge Dede’nin oğlu, babasının vasiyetini bir türlü unutamıyormuş. O yüzden babasının vasiyetini sınamaya, test etmeye, karar vermiş. İlk vasiyeti test etmek için köy halkının hoşlanmadığı, âdeta yaka silktiği bir komşusuna giderek, ‒ Köyde ilk aklıma gelen siz oldunuz, o yüzden size geldim. İnanın en kısa zamanda vermeye çalışırım, diyerek bir miktar ödünç para rica etmiş. Komşusu, Bilge Dede’nin oğlunu samimiyetle, güler yüzle karşılamış;
‒ Lafı mı olur canım, istediğin zaman verirsin. Ben seni çok severim, babanı da çok severdim, diyerek cüzdanını çıkarıp içinden vermiş. Bilge Dede’nin oğlu parayı aldıktan sonra uzun bir zaman beklemiş ama hiç olumsuz bir şey olmamış. Bilge Dede’nin oğlu buna bir anlam verememiş. Daha sonra babasının ikinci vasiyeti üzerine,


bir yolunu bulup köye yeni gelen karakol komutanı ile çok sıkı bir dostluk kurmuş. Günler aylar geçtikçe dostlukları daha candan, sadık iki arkadaş olmaya başlamışlar ama babasının dediği gibi bu devlet yetkilisinden de hiçbir olumsuzluk görmemiş. Öyle olunca yine bir anlam verememiş çünkü her şey yolunda gidiyormuş. Bilge Dede’nin oğlu, babasının üçüncü vasiyetini de test etmeyi aklına koymuş. Bir gece gizlice kalkarak ahıra girmiş. Orada keçiyi keserek beyaz bir torbaya koymuş, torbanın ağzını sıkıca bağlamış. Sonra götürüp evin ardındaki kuyuya atmış. Sabah kahvaltıdan sonra eşini odanın birine çağırarak kısık sesle, ‒ Karıcığım, günlerdir yüreğimde saklıyorum ama maalesef daha fazla dayanamıyorum. O yüzden sana bir sır vermek istiyorum fakat kesinlikle kimseye söylememelisin yoksa başımız derde girer, demiş. Hanım büyük bir ciddiyetle :

‒İyi madem kimseye söylemeyeceksin, o zaman söyleyeyim, demiş Bilge Dede’nin oğlu. Başlamış anlatmaya: Hanım, dün gece odaların birinden gelen sese uyanarak yataktan kalktım. Şüpheyle mutfaktan baltayı alarak odaları gezmeye başladım. O sırada çocukların odasına girerken evimize giren hırsızı oracıkta yakaladım. Anlayacağın evimize giren hırsızı çocuklara zarar vereceği düşüncesiyle onu kuyuya atarak üzerine taşı kapattım. Bu olayı kimseye anlatmazsın değil mi, demiş.
‒ Allah korusun, ya çocuklara bir kötülük yapsa ne demeli? Anlatmam kocacığım, sen rahat ol. Ellerine sağlık, iyi etmişin, demiş. Bilge Dede’nin oğlu yine sonucu beklemeye koyulmuş. Ertesi gün komşu hanım

onlara misafir gelmiş. İki hanım, havadan sudan bir hayli oldukça samimi sohbet etmişler ama ev sahibi hanımın kocası tarafından anlatılan hırsız olayı bir türlü aklından çıkmıyormuş. Bir taraftan da kör şeytan “Hadi, daha fazla bekleme, anlat şu hikâyeyi komşuna.” diyerek eteğinden çekiştiriyormuş. Kadıncağız dayanamayıp sonunda komşusuna anlatmaya karar vermiş.
‒ Komşum kimseye söylemezsen sana bir sır vereceğim, bu çok önemli.
‒ Beni bilmez gibi konuşuyorsun komşu, Şimdi sana kırıldım. Bunca yıllık komşuna güvenmiyor musun? Şimdiye kadar ne kötülüğümü gördün, demiş. Bu sözler karşısında mahcup olan ev sahibi hanım,‒ Peki, darılma, sana güvenmez miyim hiç. Sıkı dur anlatıyorum: Geçen gece bizim eve hırsız girdi, onu da eşim yakaladıktan sonra, kuyuya attı ! Aman kimseye söyleme komşu, demiş. Komşu kadının birden gözleri büyümüş ve bir telaşla:

‒ Komşu kusura kalma, ocakta yemeğim vardı, diyerek alelacele oradan ayrılmış ve evine gitmiş. Komşu kadın evine varmış varmasına da kapıdan içeri girer girmez başka bir komşu kadın kapısınıçalmış. Buyur etmiş, almış odaya. Oturmuşlar sohbete. Yine havadan sudan derken şeytan bu defa da onun eteğini çekmeye başlamış, “Hadi şu yeni haberi komşuna anlat.” diyormuş. Kadıncağız komşusuna her ne kadar anlatmayacağına söz verse de daha fazla dayanamamış,
‒ Kız komşu seni pek severim, bilirim senin ağzın sıkıdır. Yine de kimseye söylemezsen sana bir sır vereyim, demiş.
‒ Kimselere söylemem. Sen beni biliyorsun işte... Anlat komşum, demiş merakla.
‒ Komşu, Bilge Dede’nin oğlunun evine hırsız girmiş. Onlar da karı koca bir

olup hırsızı yakalamışlar.
‒ Ya sonra!.. ‒ Sonra da ikisi bir olup kuyuya atmışlar, demiş. Komşu hanım bu sözleri duyar duymaz, önce bir şaşkınlık geçirmiş ve “Çocuklar dışarıda oynuyordu, onları bir yoklayım.” diyerek oturduğu yerden kalkıp evine gitmek için izin istemiş. Komşu kadın oradan ayrılır ayrılmaz, daha çocuklarını görmeden başka bir komşunun kapısını çalmış. Bilge Dede’nin oğlunun evinde yaşanan olaylar, “Kimseye söylemezsen...” diyerek orada da konuşulmuş. Aynı şekilde “Kimseye söylemezsen...” diyerek o komşu ötekine; öteki komşu, daha öteki komşuya derken birkaç gün içinde bu önemli sır köyden çıkarak karakol komutanına ulaşmış.
Bir gece gün doğmaya yakın, Bilge Dede’nin oğlunun evi askerler tarafından

sarılmış. Karakol komutanı, kapıya dayanıp, silahın dipçiği ile tak tak vurarak Bilge Dede’nin oğlunu yatağından kaldırmış. Bilge Dede’nin oğlu, şaşkın biçimde kapıyı açmış. Bir de ne görsün karşısında elinde silahı ve yanında askerlerle karakol komutanı!..
‒ Hayırdır komutan?! Daha gün doğmadan neden kapımı çaldınız? Bu askerler de ne oluyor, diye birbiri ardına sormuş. Komutan gayet ciddi,
‒Çabuk hazırlan, üzerini giyin ve dışarı çık, demiş. Bilge Dede’nin oğlu arkadaşının bu davranışına bir anlam verememiş, çabucak, üzerini giyinmiş ve kapının önüne çıkmış. Komutan hemen askerlere emir vermiş :
‒ Kaçmasın, çabuk kelepçe takın şu katile, diyerek bileklerine kelepçe taktırmış.
‒ Derdini şimdi karakolda anlarsın, neyin ne olduğunu birazdan öğreneceğiz, diyerek yola koyulmuşlar.

diyerek yola koyulmuşlar.
Komutan, Bilge Dede’nin oğlunu askerler eşliğinde iteleyerek karakola götürürken köyde ödünç para aldığı komşusu önlerine çıkıp: ‒ Arkadaş, sana kelepçe takmış götürüyorlar, bir daha ya gelirsin ya gelmezsin. Şu ödünç aldığın parayı ver de öyle git, demiş. Bilge Dede’nin oğlu kendi kendine,
‒ Ha şimdi her şeyi yavaş yavaş anlamaya başladım, taşlar yerine oturuyor, diyerek çıkarıp ödünç parasını vermiş. Komutan, Bilge Dede’nin oğlunu karakola götürüp sorgulamaya başlamış. Hırsızı niçin, nasıl öldürdüğünü, sonra onu nereye attığını sormuş. Bilge Dede’nin oğlu karakolda dilinin döndüğü kadar suçsuz olduğunu, kimseye bir şey yapmadığını anlatmış ama bir türlü komutanı inandıramamış. Köyde en çok değer verdiği kişinin, komutan

olduğunu, en yakın, en samimi arkadaşının komutan olduğunu anlatsa da fayda etmemiş. Bilge Dede’nin oğlu anlıyor ki komutanın elinden kurtuluş yok ve cezalandırılacak... Komutanına dönerek:
‒ Tamam, suçumu itiraf edeceğim.
‒İyi, hadi konuş! Hırsıza ne yaptın?
‒ Komutan ben yine de suçsuzum, bunu size ispatlayacağım ama sen değil babam kazandı, demiş.
‒ Babanız neyi kazandı, anlat çabuk, demiş.
‒ O hâlde gidip hırsızı kuyudan çıkaralım, sonra da anlatayım demiş Bilge Dede’nin oğlu. Karakol komutanı bir an durakladıktan sonra,
‒ Hadi kalk gidelim, demiş. Birlikte kuyunun başına gelmişler. Oraya bütün köy halkı da toplanmış ve merakla kuyunun açılmasını bekliyormuş. Askerler

komutanın emriyle kuyunun üzerinden taşı kaldırıp içinceki çuvalı çıkarmış. Herkesin gözü önünde çuvalın ağzını çözmüşler. Ancak torbadan hırsız falan yokmuş Bilge Dede’nin oğlu komutana dönerek:
‒ Gördünüz mü sevgili arkadaşım, hırsız yok Şimdi size anlatmak istiyorum.
‒ Rahmetli babam ölmeden önce bana, “Oğul, kendini bilmez insanlardan ödünç para alma.” demişti, aldım. “Devlet kapısında görev yapan, yetki sahibi insanların dostluğuna fazla güvenmesen iyi olur.” demişti. Onu da yaptım, dostluk kurdum. Hem de sizinle... Son sözlerinden biri de “Sırrına sahip çık ve gerekirse eşine dahi söyleme.” diyerek üç öğüt verdi ve bu öğütlerin doğruluğunu anlamak için test ettim. Bundan böyle büyüklerinden aldığı bütün nasihatlere uyacağını ve onların gösterdiği yoldan gideceğine söz vermiş.











- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $2.99+) -
BUY THIS BOOK
(from $2.99+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!