Sevgili Okurlarıma:
Bu hikaye, kelimelerin gücüne, cümlelerin derinliğine ve öğrenmenin sonsuz yolculuğuna inanan herkese ithaf edilmiştir.
Bir cümleyi kurarken, aslında bir düşünceyi, bir duyguyu ve bazen de kendimizi inşa ederiz.
Bu yolculukta her bir öge, tıpkı hayatımızdaki insanlar ve olaylar gibi bir yer tutar.
Eksik kalan bir öge nasıl bir cümleyi yarım bırakırsa, bazen hayatlarımızda eksik kalan parçalar da bizi tamamlanmamış hissettirir.


Kerem, yaz tatilini geçirmek için yıllar sonra dedesinin eski evine gittiğinde, geçmişin sessiz izleriyle karşılaştı. Evin çatısındaki sandıkta tozlanmış bir harita buldu. Haritanın köşesinde şu eksik cümle yazıyordu:
Cümlede yalnızca yüklem belliydi: “buldu.”

Haritanın arkasında ise dedesinin el yazısıyla bir not vardı:
“Cümlenin ögelerini bul, cümleyi tamamla. Cümleyi tamamladığında kendini de tamamlayacaksın.”
Kerem’in kalbinde bir kıpırtı oluştu. Bu, yalnızca bir harita değil, dedesinden kalan son bir oyun, belki de son bir ders olabilirdi.

Haritadaki ilk işaret kasabanın özelliklerini eski çınara yönlendiriyordu. Çınarın saklandığı yerde saklanmış küçük bir kutu bulunuyordu. Kutunun içinde bir kağıt vardı:
Kerem heyecanlandı. Cümle yavaş yavaş şekilleniyordu. Bulanın kim olduğu belliydi.
“Kerem... buldu.” Yani özne bulundu
Ama Kerem'in neyi bulduğunu öğrenmesi gerekiyordu.


Haritanın ikinci durağı, dedesiyle sık sık vakit geçirdiği eski kütüphaneydi. Tozlu raflarda unutulmuş bir defter buldu. Sayfasında şu yazıyordu:
“Nesne: Kayıp dostluğu”
Kerem fısıldadı:
“Kerem kayıp dostluğu buldu.”
Ancak hâlâ cümle eksikti. Nerede buldu? Nasıl buldu? Bunlar gizemini koruyordu.

Haritada bu kez terk edilmiş tren istasyonu işaretlenmişti. Oraya ulaştığında bir duvarda kazınmış yazıyı buldu:
“Yer Tamlayıcısı: Terk edilmiş tren istasyonunda”
Cümle biraz daha tamamlandı:
“Kerem, terk edilmiş tren istasyonunda kayıp dostluğu buldu.”
Ama hâlâ bir eksik vardı: Nasıl bulmuştu?

Son işaret dedesinin odasındaki eski daktiloyu gösteriyordu. Daktilonun başına geçti. Tuşlara bastığında son ipucu kağıdı çıktı:
“Zarf Tümleci: Sabırla ve inatla”
Kerem yavaşça cümleyi tamamladı:
“Kerem, terk edilmiş tren istasyonunda kayıp dostluğu sabırla ve inatla buldu.”
Kerem bu cümleyi bir yerden hatırlıyor gibiydi. Biraz hafızasını zorlayınca bu cümlenin dedesinin ona okuduğu bir kitapta geçtiğini anımsadı. Hemen o kitabı aramaya başladı, evin altını üstüne getirip kitabı buldu. Kitabın yanında bir kutu duruyordu Kerem kutuyu açtı ve gözlerine inanamadı dedesinin saati...
Bu saati hep çok sevmişti ve dedesi ona bırakmıştı saatini. Kutunun içinde küçük bir not vardı :
“Gerçek ödül, bir cümleyi tamamlayabilmektir. Ama bu küçük saat sana zamanın kıymetini de hatırlatsın. Sabırla, inatla ve dostlukla her cümleyi tamamla.”
Her cümle, tıpkı bir hayat gibi bir bütün oluşturur. Özne, hareketin sahibidir; nesne, öznenin ulaştığı hedeftir. Yer tamlayıcısı, olayın geçtiği yeri gösterir; zarf tümleci ise zamanı, sebebi ya da nasıl gerçekleştiğini anlatır. Yüklem ise tüm bu parçaları bir araya getirip cümleyi tamamlayan merkezdir. Cümlenin ögeleri bir araya geldiğinde yalnızca bir dilbilgisi yapısı değil, bir anlam dünyası doğar. Tıpkı Kerem’in yolculuğunda olduğu gibi, bazen bir cümleyi kurmak, insanın kendini bulma yolculuğudur. Çünkü bir cümleyi tamamlamak, bazen insanın kendi eksik parçalarını tamamlamasıdır.

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $2.99+) -
BUY THIS BOOK
(from $2.99+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!