BU MASAL
Serpil Dağçayır Rahmi Mihriban Bedestenci ilkokulu 3/A Sınıfı Çekmeköy/İstanbul
Nurhan Uzun Tatbikat İlkokulu 3/A Sınıfı Yakutiye/Erzurum Sınıfları Ortaklığında yazılmıştır

Bir varmış, bir yokmuş. Develer tellal pireler berber iken. Ben anamın beşiğinde tıngır mıngır sallanırken, çok uzaklarda bir ülke varmış.
Bu ülkede insanlar mutlu ve huzur içinde yaşarlarmış. Bu ülkenin bir kralı bir de kraliçe varmış. Kral ve kraliçe ülkedeki insanların huzur içinde yaşaması için elinden geleni yapıyorlarmış. Güzel kraliçenin tek isteği bir evlatmış. Günlerce edilen dualardan sonra Kral ve Kraliçenin bir kız çocukları olmuş.

Küçük prenses o kadar güzelmiş ki gören şaşkınlık içinde kalıyormuş. Prenses büyüdükçe, güzelliği tüm ülkeye yayılmış. Güzel olduğu kadar akıllı ve iyi biriymiş prenses. Halk da prensesi çok seviyormuş.
Herkese yardım eden, devamlı çalışan prenses aniden geceleri uyuyamamaya başlamış. Uyumaya çalıştığında ise ağlayarak uyanmaya başlamış. Bu ağlamaları o kadar şiddetli oluyormuş ki bütün saray halkı uyanıyormuş.
Uyumamak için prenses devamlı çalışıyor, kral babasının işlerini bile yapıyormuş. Ne zamanki yorgunluktan uyusa ağlayarak kâbuslarla uyanıyormuş.
Kral ve kraliçe bu duruma çok üzülmüşler, ülkenin en iyi doktorlarını getirmişler Ama kimse prensese yardımcı olamamış. Prenses günden güne erimeye başlamış.
Halk arasında da bu durum yayılmaya başlamış. Herkes çok üzgünmüş, evde sokakta bu durumu konuşuyorlarmış. Dünyalar güzeli prensesin nasıl hastalandığını, hiçbir tabibin yardımcı olamadığını anlatıyorlarmış.
Bir gün uzak diyarlardan gelen bir genç delikanlı bu konuşmaları duymuş ve prensesi merak etmiş. Sarayın etrafında dolaşmaya başlamış ta ki prensesi görünceye kadar. Günler sonra sarayın bahçesinde prensesi görmüş ve onun bu haline çok üzülmüş. Ona nasıl yardımcı olabilirim diye düşünmüş ve babasına bu durumu anlatan bir mektup yazmış.
Babasından cevap gecikmemiş. Babası o diyarda bulunan ünlü tabip İbn-i Sina dan bahsediyormuş. Prensesi ancak onun iyileştirebileceğini yazıyormuş.
Genç delikanlı saraya girip, krala İbni Sinadan bahsetmeye, onun yeteneklerinden tedavilerinden anlatmaya karar vermiş.
Genç delikanlı saraya girip Krala, Prensesin hastalığını tedavi edecek tek hekimin İbn –i Sina olduğunu söylemiş.
Kral hemen askerlerine talimat verip İbn-i Sina’yı bulup getirmelerini emretmiş.
Kralın askerleri İbn-i Sina’yı bulup durumu anlatmışlar. Daha önce böylesi bir hastalık duymamış olan İbn-i Sina, Prensesin hastalığını çok merak etmiş, hazırlanıp, askerlerle birlikte saraya gelmiş.
Kralın Huzuruna çıkan İbn-i Sina’ya Kral, “Bak Hekimbaşı, kızımı iyileştirirsen dile benden ne dilersen.” demiş. İbn-i Sina “ Elimden geleni yaparım.” deyip, Prensesin yanına giderek onu muayene etmiş. Tıp konusunda oldukça başarılı olan İbn-i Sina, Prensesin hastalığına teşhis koyup Kralın yanına gelmiş. Krala
-Kralım Prensesi iyileştirebilirim, ancak bana Nemrut Dağı’nın zirvesinde yetişen Dağ Lalesi çiçeğini getirmeniz gerekiyor ,demiş
Kral kızının iyileşeceğine sevinmiş ama Nemrut Dağı’na kimi göndereceğini kara kara düşünmeye başlamış. Çünkü dağın zirvesinde üç başlı bir ejderha yaşıyormuş. Kimse dağa çıkmaya cesaret edemiyormuş.
Kral Habercileriyle bütün şehre haber salmış, her kim ki Nemrut Dağı’nın zirvesinde yetişen, Prensesi iyileştirecek, dağ lalelerini toplar getirirse ona büyük bir ödül vereceğini duyurmuş.
İbn-i Sina’nın saraya gelmesini sağlayan genç delikanlı haberi duymuş. Prensese ilk görüştü aşık olan Genç Delikanlı saraya gidip, laleleri getireceğini söylemiş.
Kral çok mutlu olmuş, genç delikanlıya bir at, bir kılıç ve birde kalkan verip uğurlamış.
Üç gün üç gece at koşturan genç delikanlı, sonunda Nemrut Dağı’na ulaşmış. Dağın zirvesine tırmanması da üç gün sürmüş. Zirveye ulaştığında dağ lalelerini görmüş, onları toplayıp heybesine koymuş, tam aşağı inecekken, yer sarsılmış. Yer yarılarak içinden üç başlı ejderha çıkmış.
Genç delikanlı kılıcını çekmiş ama ejderha karşısında pek bir şansı yokmuş. Ejderha öyle bir gülmüş ki adeta gök gürlemiş, yer gök sallanmış
Ejderha
-O küçücük kılıcınla bizi öldüreceğini mi sandın? Çok cesursun Burada ne işin var, ne yapmaya geldin?Diye sormuş.
Genç delikanlı, durumu anlatmış, Prensesin hastalığından bahsetmiş, dağ lalelerinin onu iyileştirebileceğini söyleyip, gitmesine izin vermelerini istemiş
Ejderha
-Prensesten bize ne? Seni şuracıkta öldürürüz. Ama cesaretini sevdim. Sana bir teklifim var. Sona bir soru soracağım, eğer cevabını bilirsen, lalelerle birlikte buradan çeker gidersin, eğer cevabı bulamazsan, ömür boyu burada kalır bize hizmet edersin. Demiş.
Genç delikanlı çaresiz bu teklifi kabul etmiş.
Ejderha
-Peki o zaman iyi dinle! Önce dört ayaklı, sonra iki ayaklı, daha sonra üç ayaklı olan bir hayvan söyle?Demiş.
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $5.39+) -
BUY THIS BOOK
(from $5.39+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!