




Aslı ÖZER BAKİ
REŞAT NURİ GÜNTEKİN ORTAOKULU

İstanbul, 18 Ekim 2020
Kıymetli dostum,
Merhaba! Ben Reşat Nuri Güntekin Ortaokulu öğrencisiyim ve 7.sınıfa gidiyorum. Ben bu mektubumda salgın sürecinde yaşadıklarımı ve öğrendiklerimi seninle paylaşmak istiyorum.
Özellikle ilk aylarda hijyene, maskeye ve mesafeye çok dikkat ettim ve bunu şu an da sürdürmeye çalışıyorum. Ben, bu dönemi canlı derslere mümkün olduğunca katılarak geçirdim ve EBA TV ile de bunu destekledim.
Bizden uzak olan sevdiklerimi daha kısa sürelik ziyaret edebildim ve vaktin çok kıymetli olduğunu, eskiden kıymetini bilmediğim günlerin tadını daha iyi çıkarmaya çalıştım, dolu dolu geçirdim ve tedbirli bir şekilde de gezilebileceğini keşfetmiş oldum.
Sana bu koca dönemde gezdiğim yerlerden yalnızca birini anlatacağım. Dediğim gibi bu yıl uzaktaki dedem, anneannem, dayılarım ve kuzenlerimle yalnızca bir hafta geçirebildim ve çok da uzak olmayan bir yere gidip çok eğlendik, bu hafta içinde.
Gittiğimiz yerin adını merak etmiş olmalısın. Daha fazla meraklandırmadan söylüyorum o zaman. Kemaliye’ye gittik ve orada hem komşumuz hem de en eski arkadaşımla görüştüm. O arkadaşım da ailesi ve büyükleri ile birlikte ulaşımı zor olan köylerine gitmişti ve onların köylerini de ziyaret ettik. Yol boyunca dağların ve uçurumların dibinden gittik. Zaten köylerine giden yolda dağdan geçiyordu çünkü köyleri dağın yüksek noktalarından birindeydi. Dayılarım ve yol boyunca bana eşlik eden çoğu kişi çok korkmuştu. Dağın aşağısından koca bir nehir akıyordu. O manzarayı yakalamak için o yolu gitmek akıl işi midir bilmem ama ben çok eğlendim yol boyunca. Biz gezmek için gittik ama Erzincan’da olduğu için bizim köyümüze biraz yakın olan Kemaliye’de yolun zorluğu ve uzun yollar nedeniyle ancak dere kenarında yemek yemekle yetinmeliydik ve arkadaşımın köyüne giderken arada bir gezilen yerler de var. Bunlardan birinde uzun yıllardır dikili kupkuru bir ağaç çok lezzetli ve bolca dutlara sahipti.
Ben iyiyim, umarım sen de iyisindir. Anımı seninle en iyi şekilde paylaştığımı umuyorum. Sağlıkla kal! Kendine çok iyi bak.
Sevgilerimle Eylül
İstanbul,12 Ekim 2020
Merhaba,
Ben Nilüfer. İstanbul’da, Kadıköy, Koşuyolu’nda oturuyorum. Reşat Nuri Güntekin Ortaokulu’na gidiyorum. Biz ailecek okulumun yakınında olan bir sitede oturuyoruz. Sitenin hemen yanında bir koru var. Aslında çok güzel bir yer ama çok fazla köpek var. Üstelik ısırabiliyorlar. Bu yüzden koruya pek gitmiyoruz. Ama sadece annem, ablam, babam ve ben dışında kişiler de varsa korkmadan gidiyoruz. Ayrıca korunun yanında bir park var, parkta köpek yok. Oraya haftada en az iki kere gidiyoruz. Şimdi okullar başladı, o yüzden daha az gidiyoruz. Tabii okullar, uzaktan eğitimle açıldı. Çünkü Corona virüs var. Olsun, böyle de çok kötü değil.
Neyse; bizim evimizde, üç oda bir tane de salon var. Ama iki balkonumuzu da unutmamak gerek. Ben ablamla aynı odada kalıyorum. Bir ranzamız var, ablam üstte ben altta kalıyorum. Onun dışında yatak odası ve çalışma odası var. Babam turist rehberi, yani hangi gün işi olacağı belli olmuyor. İşi olmadığı günler çalışma odasında çalışıyor. Biz de Corona olduğundan canlı derslerimize oradan katılıyoruz.
Bu arada bizim çekirdek ailemiz, dört kişiden oluşuyor: Annem, ablam, babam ve ben.
Bensiz olmaz. Ben on bir yaşındayım, ablam ise on beş. Babam ve anneminkini söylemesem daha iyi. Ben hayvanları çok seviyorum ama sadece günlük hayatta gördüklerimiz değil. Mesela, porsuk, kutup ayısı, papağan, jaguar, baykuş, kutup tilkisi, kızıl panda... Saymakla bitmez o yüzden en iyisi, ben artık durayım. İşte ben, kedi almak istiyorum. Ablamla ben en az dört yıldır kedi almak için annem ve babamı ikna etmeye çalışıyoruz. Ablamın okulunda, anneleri yirmi gündür kayıp altı yavru kedi var belki onlardan birini alırız. Fakat kedi alırsak annemin bir şartı var “her şeyini biz yapacağız”. Örneğin kumunu biz değiştireceğiz, mamasını biz vereceğiz, suyunu biz vereceğiz. Yani kısacası her işini biz yapacağız. Ben bunların hepsine razıyım. Benim şimdilik anlatacaklarım bu kadar. Görüşürüz!
Sevgilerle, Nilüfer
İstanbul, 25 Eylül 2020
Merhaba,
Benim adım Rüya Yağmur.12 yaşındayım. Reşat Nuri Güntekin Ortaokulu’nda 6. Sınıfa gidiyorum. Kitap okumayı, şiir yazmayı, dans etmeyi ve spor yapmayı çok severim. Biri kız, diğeri erkek olmak üzere dünyalar tatlısı iki kardeşim var. Kız kardeşim Hayal 8 yaşında, erkek kardeşim Hüseyin ise 2 aylık küçücük bir bebek.
Sevgili arkadaşım, hayatımda yaşadığım en güzel anılarımdan birini senin ile paylaşmak istiyorum. 2019 yılının yaz mevsiminde annem ve babam bizi çok güzel bir yere tatile götüreceklerini söylediler. Ben ve Hayal ise nereye gideceğimizi merak içinde sorduğumuzda babam sürpriz olacağını, sadece yarın için eşyalarımızı hazırlamamız gerektiğini söyledi. Ben gideceğimiz yerin hayalini kurup kendi kendime ‘’Acaba nasıl bir yer, ne zaman varacağız gibi sorular sorarken uyuyakalmışım. Uyandığımda artık sabah olmuştu. Annem bize seslendi, ‘’Uyanın! Yola çıkma vakti geldi. Kalkıp kahvaltımızı ettik, üstümüzü giyindik ve valizimizde eksik eşyalar var mı kontrol ettik.
Eksik herhangi bir eşya yoktu. Aşağıya indiğimizde babam arabayı çoktan hazırlamış, en arka koltuğa da gece uyuyabilmemiz için çok rahat bir yatak yapmıştı. Heyecan ile arabaya bindik ve yola koyulduk. Yolculuk boyunca araba ilerledikçe bizim arkamızda bıraktığımız yemyeşil ağaçları izledim. İstediğimiz yerde mola verip yolculuğumuzun tadına varıyorduk. Yolculuk sonunda çeşit çeşit meyve ağacının olduğu ve alabildiğine masmavi bir gökyüzü bizi karşıladı. Bu havası tertemiz, birbirinden güzel hayvanların ve sevimli müstakil evlerin olduğu cennet misali yer anne ve babamın memleketi olan Kahramanmaraş’mış. Babam bize buranın dondurmasının meşhur olduğunu söyledi.
Eşyalarımızı eve yerleştirdikten sonra iki buçuk aylık tatilimiz başlamış bulunmaktaydı. Heyecan ile evden çıkıp kendimi ağaç ve çimenlerin arasına bıraktım. Her şeyi merak ediyor ve her yeri keşfetmek istiyordum. Birden kardeşim Hayal sabırsızlık ile ‘’Abla; gel bak, burada ne var!’’ diye bana bağırmaya başladı. O tarafa doğru yöneldiğimde gözleri simsiyah, tüyleri pamuk gibi bembeyaz küçücük kuzularla karşılaştım.
O kadar sevimliydiler ki aralarına karışıp bir tanesini kucağıma alıp okşayarak sevmeye başladım. Severken bir anda ‘’me’’ diye bağırmaya başladı. Sesi çok hoşuma gitmişti. Ben de onu taklit ettim. Çok eğleniyordum. Onu kucağımdan bıraktıktan sonra küçücük şeker pembesi tahtadan yapılmış bir baraka gördüm. Kapısını açıp içeriye doğru kafamı uzattığımda civcivler, tavuklar, ördekler ve kazlar gördüm. Hemen anne ve babama koşup sarıldım ve bizi bu mükemmel yere tatil yapmaya getirdikleri için çok teşekkür ettim. Çünkü burası hayal ettiğim yerden kat kat daha güzel bir yerdi.
İşte böyle arkadaşım. Bu sana anlattığım anım benim en sevdiğim ve en güzel anılarım arasında. Anlattığım hikâyeme ortak olduğun için çok teşekkür ederim.
Sonsuz sevgilerimle Rüya
İstanbul, 2 Kasım 2020
Merhaba Sevgili Büyüklerim,
Sizlere ikinci mektubumu yazdığım için yine çok heyecanlı ve mutluyum. Umarım iyisinizdir. Ben iyiyim. Okula gidemesem de bilgisayarımdan derslerimi dikkatle takip ediyorum. Okulu ve arkadaşlarımı çok özledim. Ama şimdilik en doğrusu ve sağlıklısı bu şekilde, eğitime evden devam etmek sanırım.
Sizlerle bu mektubumda yedi yaşımda iken yaşadığım bir anımı paylaşmak istiyorum. Babamla birlikte stadyumda bir futbol maçı izlemeye gitmiştik. Gitmeden önce her zamanki gibi annem çok tedirgindi. Maçta kargaşa çıkar diye gitmemizi hiç istemiyordu. Annemi ikna ettik ve Fenerbahçe stadyumuna vardık. Fenerbahçe-Antalya maçıydı. Her yer çok kalabalıktı. Kafeler, restaurantlar sarı lacivert forma giymiş insanlarla doluydu. Stadyumun çevresinde bayram havası vardı. Davullar, bayraklar, marşlar. Ben çok şaşırmıştım. Hemen babamla içeri girdik. Burası ayrı bir dünya gibiydi.
Stadyum TV’deki kadar büyük değildi. Çok fazla gürüldü vardı. Aslında biraz korkmuştum. Hatta şimdi aklıma geldi girişte güvenlik görevlisi elimdeki pet şişeyi almıştı ve ben ağlamıştım. Babam sonradan pet şişenin sahaya fırlatılmaması için içeriye sokulmasının yasak olduğunu söyledi.
Maç başladığında daha da heyecanlandım. Fenerbahçeli futbolcuları görmek için maçı hep ayakta izlemiştim. Sanırım bazen de maçı izlemiyordum. Reklam panolarını ve çevremde bağıran insanları da izliyordum. Stadyum gerçekten çok değişik bir yerdi. Maç bitince ben hiç eve gitmek istemediğimi hatırlıyorum. Ama bir an önce gitmek zorundaydık çünkü annem endişe ve merakla evde bizi bekliyordu. Eve varınca annem rahatlamıştı ama başı da şişmişti. Sanırım bir hafta boyunca babamla maçtan konuşmuşuzdur.
Bu arada Fenerbahçeli büyüklerim için maç sonucu tabii ki 2-1 Fenerbahçe’nin galibiyetiyle bitmişti. Futboldan hoşlanmayan sevgili büyüklerim, mektubumla sizleri sıktıysam özür dilerim. Bir sonraki mektubumu sabırsızlıkla bekleyeceğinizi umuyorum. Tekrar görüşünceye kadar kendinize iyi bakın…
Ali
İstanbul, 28 Kasım 2020
Merhaba Değerli Büyüklerim!
Ben Irmak Kan, Reşat Nuri Güntekin Ortaokulunda 6. sınıf öğrencisiyim. Okumayı ve yazmayı çok seviyorum. Bugün sizlere üç yıl önce ailemle yaptığım Ankara gezimizden bahsetmek istiyorum. Kurban Bayramı’nın son günüydü. Biz Ankara’ya gitmek için sabaha karşı İstanbul’dan yola çıktık, yaklaşık 5 saat süren yolculuktan sonra Ankara’ya vardık. Ankara’ya gelmekteki amacımız öncelikle Anıtkabir’i ziyaret etmek sonrasında da babamın aylardır araştırıp satın almak istediği pikabı almaktı. Ben çok heyecanlıydım, çünkü ilk defa Anıtkabir’i görecektim.
Ankara’ya geldiğimizde öncelikle kahvaltımızı ettik ve sonrasında da Anıtkabir’in içine girdik. Hayal ettiğimden daha büyüktü. Anıtkabir’in içinde müze vardı. Müze de Atatürk’e ait eşyalar sergileniyordu. Bunların içerisinde en çok dikkatimi çeken Atatürk’ün giymiş olduğu kahverengi takım elbisesi ve nüfus kağıdı olmuştu. Çünkü bunları daha önce kitaplarda görüyordum fakat şimdi canlı olarak yakından görmüştüm.
Dışarı çıkıp Aslanlı yoldan yürüdük ve askerlerin olduğu alana geldik. Askerlerin dimdik ve kıpırdamadan durmaları da çok ilgimi çekti. Birara gerçek değiller gibi düşünüp yanlarına gittim ama gerçektiler. Hatta onlarla bir hatıra fotoğrafı da çekildim. Anıtkabir’in tamamını gezdikten sonra oradan ayrıldık.
Daha sonra Kuğulu Park’a gittik.İnsanlar orada kuğuları besliyordu,ben de besledim.Sonra da babamın pikap alacağı antika eşyalar satan dükkana gittik.Orada babamın beğendiği pikabı aldıktan sonra babam bana söz verdiği gibi Ankara’nın en büyük Lunaparkına götürdü,gönlümce tüm oyuncaklara binmeme müsade etti ve çok eğlendim.
Artık hava kararmak üzereydi ve acıkmıştık.Yemek yemek için bi alışveriş merkezine girdik yemeğimizi yedik ve artık İstanbul’a dönüş zamanımız gelmişti,yola çıktık.Benim için çok yorucu fakat eğlenceli bir gündü.Bir dahaki mektubumuzda görüşmek üzere. hoşçakalın. Sevgilerle...
Irmak
İstanbul,12 Kasım 2020
Merhaba...
Benim adım Rüya Yağmur. 11 yaşındayım. Reşat Nuri Güntekin Ortaokulu’nda 6. sınıfa gidiyorum. Kitap okumayı ve şiir yazmayı çok severim.
Sevgili arkadaşım, bugün sana arkadaşlarım ile gittiğim Topkapı Sarayı’nı ve Yerebatan Sarnıcı’nı anlatmak istiyorum. Topkapı Sarayı, Marmara denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasındaki, tarihi İstanbul yarımadasının ucunda bulunan Doğu Roma Akropolü üzerindeki yedi yüz bin metrekarelik bir alana kurulmuş. Topkapı Sarayı günümüzdeki adres ismiyle Fatih semtinin Cankurtaran Mahallesi’nde bulunuyor. Ayrıca sarayın yapımına bin dört yüz altmış yılında başlanmış, bitimi ise bin dört yüz yetmiş sekiz yılında tamamlanmış. Yani yapımı tam yirmi beş yıl sürmüş...
Topkapı Sarayı’nda üçü limanda, dördü karada olmak üzere yedi kapılı sur içerisinde kasır, köşk, cami, divan, devlet dairesi, mutfak, koğuş ve bahçe gibi son derece görkemli yapılardan bulunur. Aslında ben de arkadaşlarımla gittiğimde büyülenmiş gibi etrafa bakıyorduk. Her şey çok güzeldi. Kılıçlar, zırhlar, tarihi eserler, dekorasyon... Sanki beş yüz kırk yıllık bir yer değil de, yeni inşa edilmiş bir iki yıllık yer gibiydi. Eserlerinden bazıları Avrupa porselenleri, Bohemya cam kristalleri, bakırdan yapılmış mutfak eşyaları, gümüşler.
Arkadaşlarımla sarayı gezerken neredeyse tüm eserlere bakmışız ve bunu yaptığımız sürede de vaktimiz dolup bitmiş bile. Topkapı Sarayı’ndan mutlulukla çıktık ve Yerebatan Sarnıcı’na doğru yöneldik. İçeriye girdik, bizi hafif soğuk bir hava ve karanlık karşıladı.
Yerebatan Sarnıcı, İstanbul’un Avrupa yakasında bulunan, şehrin en büyük kapalı sarnıcı imiş. Günümüzde de içinde su bulunuyor, bu suyun içinde de madeni paralar. Suyun içinde madeni paraların olmasının nedeni, tutulan dileğin gerçek olması isteğiymiş. Yerebatan Sarnıcı, oldukça büyükmüş. Uzunluğu 140 metre, genişliği 70 metre, yüksekliği ise 8 metreymiş. Bu da yaklaşık seksen bin metreküp demek. Sarnıcın üstü kapalı olduğu için tavanı tutmak amacıyla 12 sıra halinde 4’er metre aralıkla dizilmiş 336 sütun bulunmakta. Sütunların boyu ise 8 metreymiş. İnanılacak gibi değil ama gerçek. Çok güzel ve hoş değil mi?
Arkadaşlarım ile gezerken bol bol fotoğraf çektik ama baktığımızda hepsi ışık miktarından dolayı çok karanlık çıkmıştı ve bu duruma çok gülmüştük. Sarnıç, o kadar güzeldi ki çıkarken bile etrafa bakınıp duruyorduk.
İşte böyle arkadaşım. Bu anıma ortaklık ettiğin için teşekkür ederim. Bir gün, bu anlattığım yerlere seninle beraber gitmeyi, eğlenmeyi çok isterim.
Sonsuz sevgilerimle Rüya
Kadıköy, 8 Ocak 2021
Merhaba Sevgili Büyüklerim,
Sizlere; bu mektubumda, arkadaşlıkla ilgili düşüncelerimi ve benim en sevdiğim arkadaşımı tanıtmak istiyorum. Arkadaş, seveceğin, güvenebileceğin, sohbet edebileceğin, sahip olduğun şeyleri paylaşabileceğin, kavga edip sonra barışabileceğin kişidir. Her insanın yaşamında bir ya da birden fazla arkadaşı vardır. Bana göre gerçek arkadaş ender bulunur. Ancak yine de arkadaşlık çok özel ve farklı bir şeydir.
Arkadaş denince aklıma hemen benim için yeri ayrı ve özel olan biri geliyor. Ailemle 2016 senesinde Çorlu’ya taşınmıştık ve ben okulun ilk günü kimseyi tanımadığım için çok tedirgindim. Zamanla diğer öğrencilerle kaynaşmış olsam da, sadece biriyle çok kısa bir sürede canciğer kuzu sarması arkadaş olmuştum. Arkadaşım kısa boyludur. Kömür karası saçları ve gözleri, elma gibi yanakları var. Yemek yemeği çok sevdiği için de biraz kiloludur. Veliler sınıfa geldiğinde hemen onun kırmızı yanaklarını sıkarlar ama o, bundan hiç hoşlanmaz ve hemen tepkisini dile getirir.
Arkadaşım çok çalışkandır. Dürüsttür. Asla yalan söylemez. Yardımseverdir. Hiç kin tutmaz. Biraz alıngandır. En beğendiğim yönü ise soğukkanlı olmasıdır. Onun soğukkanlı olmasıyla ilgili de bir anımı paylaşmak istiyorum. Bir gün okuldan sonra ödev yapmak için bizim eve gitmeye karar vermiştik. Birlikte asansöre bindik ve iki kat çıktıktan sonra asansör aniden durdu. Ben hemen panik yaptım ve bağırmaya başladım. O ise bir büyük bir birey gibi önce beni sakinleştirdi. Sonra da asansörde bulunan telefondan güvenliği aradı. Görevliler geldi ve bizi asansörden çıkardı. O günü ve onun sakin ve soğukkkanlı oluşunu hiç unutamam.
Bu değerli arkadaşımın adı Hasan. Ama ben ona hep ‘’Bolulu Hasan Ustam ‘’ derim. O da bundan hiç alınmaz. Hasan’la aramızda güçlü bir bağ var. Artık farklı şehirlerde yaşasak da, arkadaşlığımız güçlenerek devam ediyor. Onu çok özlüyorum. Hasan’la arkadaşlık etmek güzel şey.
Ali
İstanbul, 6 Ocak 2021
Merhaba,
Ben Nilüfer. On bir yaşındayım, yani altıncı sınıfa gidiyorum. Şimdi size, bu yaz yaşadığım bir olayı anlatacağım. Merak ediyorum da acaba içinizden hiç ‘deniz kestanesi’ ne, duyan oldu mu? Bilmiyorsanız da ben, anlatacağım zaten. Elinizi yumruk yaptığınızı düşünün, aşağı yukarı bu boyutta bir şey. Simsiyah ve dikenli dikenli.
İşte biz yazlıktaydık. Toplam beş kişiydik; Onur, ablam, Defne, Gökay ve ben. Denize girmek için iskeleye gittik. Ben Onur’u hep o fark etmeden denize atarım. Ve bu sefer Onur, beni denize attı. Sol ayağıma deniz kestanesi batmıştı. Ben ağlıya ağlıya denizden çıktım. Bir yandan da Onur’a kızıyordum “niye atınki beni, ayağıma kestane battı işte” gibi.
Sanırım söylemedim deniz kestanelerinin ucu iğne gibi sivridir. Tam olarak yedi tane kestane batmıştı ayağıma. Neyse ki akrabamız olan Lilya Abla hemen yardıma koştu. Ne tesadüfse yanında cımbız varmış. Ayağımdaki bütün deniz kestanelerini çıkardı. Ama çıkarırken çok acıdı ve toplam en az yarım saat sürmüştür.
Lilya Abla’ya tekrar teşekkür ederim. Sonra Onur’la bir gün konuşmadık ama küsmemiştik de. Ben de Onur’a bağırdığım için utanmıştım. Böyle de iyice masal gibi oldu ama gerçek böyle. Birbirimizden özür diledik. Ayağım, o akşam biraz acıdı ama hemen geçti. Şimdilik anlatacaklarım bu kadar.
Sevgilerle, Nilüfer
İstanbul, 11 Ocak 2021
Merhaba arkadaşım,
Ben Rüya. 11 yaşındayım. Reşat Nuri Güntekin Ortaokulu’ nda 6. sınıfa gidiyorum. Kitap okumayı ve şiir yazmayı çok severim. Nasılsın? Umarım iyisindir. Bugün sana bir şey anlatmak istiyorum. Belki biliyorsundur ama söyleyeceğim. İstanbul’ a 17 ve 18 Ocak’ da kar yağdı. Ben de bundan önce gerçekleşmesini istediğim bir hikâye yazmıştım. Sana bu hikâyeyi anlatmayı gerçekten çok ama çok istiyorum. Umarım beğenirsin… Hikâyenin başlığı ‘’ Kar Tanesinin Özlemi’’. Ben burada kendimi pamuk gibi güzel desenli bir kar tanesi gibi hissederek anlattım:
Bir zamanlar küçücük, pamuk gibi beyaz ve güzel kar taneleriydik biz. Gökyüzünde birkaç ay yaşar, sonra da yere doğru süzülüverirdik. Her yere düşer, beyaz örtülerle kapatırdık sokakları. Günlerden bir gün, baktık ki her yere yüksek yüksek binalar ve gökdelenler yapıyorlar. Üstten bakması güzeldi ama başımıza geleceklerden habersizdik… Ama yine her yıl yaptığımız gibi yeryüzüne inmeyi bekliyorduk. 1 yıl, 2 yıl geçti. ’’ Acaba eden hala düşmüyoruz, sokakları beyazla örtmüyoruz?’’ diye düşünüyordum.
Yere düştüğümüz ve düşmediğimiz yılların arasında farklılıklar aramaya başladım. Fark ettim ki yere düştüğümüz yıllarda binaların sayısı çok fazla değildi. Bunun üzerine çok üzüldüm. Çünkü sokakları çok özlemiştim… Aslında sadece sokakları değil, insanların beni ve arkadaşlarımı sıkıştırarak top yapıp oynamalarını, üzerimizde kayıp gülmelerini de çok özlemiştim. Demek sadece tuğlalardan oluşan binalar yüzünden bunlar! Umarım bir gün bu özlemi sonlandırırım. Sen de benimle oynarsın!
Aslında benim bu hikâyeyi yazmamın sebebi İstanbul’ a 2 yıldır kar yağmaması. Ama en sonunda yağdı ve dileğim gerçek oldu! Artık şundan eminim ki gerçekleşmeyecek hiçbir şey yok bu güzel dünyada. Sen yeter ki iste, inan. En sonunda dileğin gerçekleşecek, mutluluktan havalara uçacaksın. Bence senin de çok güzel dileklerin, hayallerin var. Tek diyeceğim, sakın vazgeçme!
Rüya
Ali KARAKAŞLI
YEŞİLÇİFTLİK ORTAOKULU

Sultandağı, 1 Mart 2021
Değerli Büyüğüm;
Merhaba, ben Zeynep Beyza. 8.sınıf öğrencisiyim Liselere giriş sınavına hazırlanıyorum.
Günümün çoğunu ders çalışarak geçiriyorum. Derslerimden fırsat bulduğumda kitap okuyorum. Kitap okumayı çok seviyorum. Kardeşim Sevde de okumayı çok seviyor. Bazı zamanlar annem, bana ve kardeşime kitap yetiştiremiyor. Kitap okumak benim hayal dünyamı genişletiyor. Kişiliğimi zenginleştiriyor. Her okuduğum kitaptan yeni şeyler öğreniyorum.
Sizi tanımasam da bu mektup sayesinde kendimi size yakın hissediyorum. Çoğunlukla aklımdan dizi ya da kitap yazıyorum. Küçük kardeşim Selimşah ile sık sık kavga ederiz. Beni sinirlendirmenin bir yolunu her zaman bulur. Zaten çabuk sinirlenen biriyimdir. Ama okulda pek sinirlenmem. Okulda evdekinden daha farklıyım. Şevde ile arada tatlı yaparız. Sevde benden 2 yaş küçük kardeşim. Bana pek abla demez.
Genellikle yapacağımız şeylere beraber karar verir ve birlikte yaparız. Denizi yüzmeyi çok severim. Evimizin bahçesinde salıncak var. Her gün sallanırım. Müzik dinlemeye bayılırım. Müzik dinlerken aklıma değişik fikirler gelir. Kornadan dolayı hepimiz evdeyiz. Belki de bu yüzden sizi şimdi daha rahat anlıyorum. Kaldığınız bakım merkezini internetten inceleme fırsatı buldum. Orada sizi anlayacak, muhabbet edebileceğiniz insanlar olması ne kadar güzel. Bir de bahçenizde bir kamelya vardı.
Havalar artık soğuduğu için çıkamasanız da bahçede bir kamelya olması çok güzel. Afyon dışına gezmeye gittiğimizde hep Emirdağlı mısın diye soruyorlar. Emirdağ ve Sultandağı’nı hep karıştırıyorlar. Aslında söylenişleri birbirine benziyor. .Ben hatırlamıyorum ama İstanbul a giderken otobüs oradan geçiyormuş. Bir daha ki İstanbul a gidişimizde Emirdağ a mutlaka dikkatlice bakacağım. Çünkü orada henüz tanışmasak da mektup yazdığım, tanıdığım bir büyüğüm var. Şimdilik benden bu kadar ders çalışmalıyım. Mektupla da olsa tanıştığımıza memnun oldum. Kendinize iyi bakın.
Sevgilerle, Zeynep
Sultadağı, 10 Ocak 2021
Muhterem Büyüğüm,
Yeni umutlara, yitip giden hüzünlere ve yaşanacak güzel yarınlara kavuşmanız dileğiyle bu mektubu size Turna Kuşları'nın kanatlarından yazıyorum. Ben kendini tanımaya çalışan, dünyada bir gün herkesin kaybettiği umutlarına kavuşacağına inanan bir çocuğum.
Yaşamak için mücadele verilen bu dünyada alabildiğim nefeslerin benim için değeri artıyor. Zaten aldığımız her nefes değerli ama şimdi daha da farkındayım ve farkındayız. Siz de hissedebiliyor musunuz umutları? Ya da kıymetini bilebiliyor muyuz hislerimizin? Geçen yıl kendime verdiğim değer sayesinde hayatımda bir değişiklik yapmaya karar verdim. Bazen bir kelimeyi sürekli tekrarlayınca o kelime ağzımızda takılı kalır. Örneğin; " Nasılsın?" ,diye sorulduğunda " Mutsuzum." diyorsak bir saatten sonra sorulan sorulara alıştığımız cevapları vereceğiz. Bu yüzden duygularıma , hissettiğim şeylere kendime has isimler koymaya karar verdim.
Her seferinde başka ve özel şeyler hissetmek beni kendime karşı değerli kılıyor. Hayatımızı daha yaşanabilir hale getirirsek nefes almak bize zulüm gibi gelmez, hatta yaşamak bize güzel şeyler hissettirir. Bu hayattaki önceliğini kendine veren insanlar bencil değillerdir. Tersine ancak kendini sevebilen biri başkalarına da değer verebilir. Eğer size bencilsiniz denilirse aklınıza Zweig'ın şu satırlarını getirin :" Bir kez kendini bulan, dünyadaki hiç bir şeyi kaybetmez. İçindeki insanı anlayan tüm insanlığı anlayacaktır."
İnsan kendini sevince mi bulur içindekini? Ya da bulunca mı sever? Bence insan her şeyden önce kendini sevmeli. İnsan ne olursa olsun bu dünyanın değil , onun kendine verdiği değeri önemsemeli. Yarınları düşlemek değil şimdiyi yaşamak gerekiyor aslında. Her an her yeni başlangıçtır. Kendimizi iyi hissettiren etkinlikler yapmalı kendimize iyi gelmeliyiz . Okuduğunuz bir kitap sizi değiştirebilir . Bu kitap hayatta yeni sayfalar açmanıza eski sayfaları kapatmanıza yardımcı olabilir. Unutulmuş değerler , insanlar , kitaplar gün yüzüne çıkınca iyi duygulara kapılırlar. Bu yüzdendir ki sizi unutmadığımızı bilmenizi isterim. Siz her zaman bizim için ve kendiniz için değerlisiniz. Turna kuşlarını çok seviyorum bu yüzden onların origamilerini yapıyorum. Her Turna Kuş' unu gördüğümde umutlarımın artmasını umuyorum .
Gördüğünüzde sizi mutlu edebilecek, size umut aşılayabilecek bir Turna Kuş' unuz olması dileğiyle... Turna kuşlarına dileklerinizi fısıldayabilirsiniz, onlar sizi duyarlar.
Yeni sayfalara açılan bir kapıdır yıllar,
Yitip giden gözyaşlarının ardına sığınmış;
Turna Kuşları' nın getirdiği umutlar.
Solan çiçekler sevgi kokmuşlar,
Unutulmamış: mücadeleler ve değerli nefesler.
Felaketlere rağmen yaşama tutunmuş,
Küçük yürekler ve minicik elleri.
Şimdi daha iyi anlıyor insan aldığı nefesi,
Yaşamanın her soluktaki rengini.
Kıymet bilmek gerekirmiş,
Zamanla öğreniyor insan ve öğretiyor hayat.
Dileklerimizi fısıldayalım Turnalar'ın ruhlarına.
Her şeye rağmen yaşatalım hislerimizi.
Her solukta yeniden başlasın hayat,
Ve her dilekte buluşsun insanlar...
Turna Kuş'unun Ruhuna
Saklanmış Çocuk.
Azra
Sultandağı, 10 Ekim,2020
Kıymetli Büyüğüm,
Hayat ne tuhaf değil mi? Birbirimizi tanımadan bir mektupta yüreklerin atması ne kadar da ilginç! Bir mektupla sizinle buluşmuş olmak, bir mektubu paylaşarak duygu ve düşüncelerimizi anlatmak ne güzel! Bu projeye katılmaya karar verdiğimde içim heyecanla doldu.
Ben Yeşilçiftlik Ortaokulu öğrencisi Zafer. Bisiklete binmeyi çok seven, futbol oynamaktan çok zevk alan, kitap okumayı hayatının kültürü haline getirmek için uğraşan bir 8.sınıf öğrencisiyim. Öğretmenim bana “Biraz oku, biraz oyna, biraz da yaz. Yaşına göre davran. Çocukluk çağında oyun elbette senin de hakkındır.” dediği için oyun oynamayı da çok seviyorum. Tabii ki yazı yazma sevgimi de unutmayayım, yazmak benim için bir tutku.
Küçücük bir kasabada yaşıyorum. Kiraz mevsiminde cenneti andıran bir kasaba burası. Kışların sert geçmesi dışında burada şikayet ettiğim bir durum yok. Akdeniz iklimini sanırım daha çok seviyorum. Bana güneşi, denizi, kumsalı çağrıştırıyor Akdeniz. Tabii ki biraz da tatili.
En son okuduğum bir haberde mektubun tarihe karıştığından bahsediliyordu. İnsanlar mektup yazmıyorlarmış artık. Çok üzüldüm. Mektubun sıcaklığını hissetmeyen bilemez. Ben mektup yazmayı 5.sınıftan beri çok seviyorum. En son okuduğum kitapta ise dünyanın her geçen gün daha kötü bir yer olduğundan yakınıyordu Mustafa Kutlu. Dünya neden kötüye gidiyor? Sanırım biz insanlar yüzünden. Yoksa bir kuşun, bir karıncanın, bir aslanın, bir farenin, bir çiçeğin, bir ormanın dünyaya ne zararı olabilir ki? Ben doğayı ve hayvanları çok seviyorum.
Öğretmenimiz “Dünyayı cennet bahçesine çevirmek bizim elimizde!” diyor. Ben bu bahçenin doğa ve hayvan sevgisi ile kurulabileceğini düşünüyorum. Umarım bir gün dünya gerçekten cennete döner. Sizin bu konudaki fikrinizi çok merak ediyorum. Acaba ben rüya mı görüyorum? Sadece boş bir hayal mi kuruyorum. Bu dünya gerçekten bir gün cennet bahçesine dönecek mi? Kötüler kaybedip iyilerin dünyasında yaşayabilecek miyiz? Cevabınızı çok merak ediyorum.
Size en içten dileklerimle sevgiler ve saygılar sunuyorum.
Zafer
Sultandağı, 12 Ocak 2021
Merhaba Sevgili Büyüğüm,
Ben Poyraz Çetinkaya, Afyon’un Sultandağı ilçesinde yaşıyorum. Yeşilçiftlik Ortaokulunda 6. sınıf öğrencisiyim ve 11 yaşındayım. Benim biri erkek biri kız olmak üzere 2 tane daha küçük kardeşim var. Pandemi sürecinden ötürü çok dışarı çıkamadığımız için annem ve babam da çalıştığı için bol bol evde kardeşlerimle vakit geçiriyorum. Bazen evimizin önünde bisiklet sürüyorum, top oynuyorum ancak bu arkadaşsız oyunsuz hareketsiz maskeli günlerin biran önce bitmesini dört gözle bekliyorum.
Pandemi sürecinde o kadar çok vaktimiz var ki yapılacak en güzel şeylerden birinin kitap okumak olduğunu bu durumun bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Ben bu aralar Agatha Christie serisi okuyorum. İnanılmaz maceralara ve hayallere dalıyorum, ufkum açılıyor, hayal gücüm gelişiyor. Polisiye macera kitapları bana çok iyi geliyor. En çok etkilendiğim kitaplar Doğu Ekspresinde Cinayet ve Gizli Düşman. Eğer imkânın olursa bu kitapları okumanızı çok isterim ve öneririm. Bizim yaşadığımız yer size yakın bir gün gelip sizleri ziyaret etmeyi çok isterim.
Pandemi sürecinde kendinize dikkat edin, sağlıcakla kalın, ellerinizden öpüyorum. Bu çok sevdiğim şiiri de size armağan ediyorum. Okudukça beni hatırlarsanız çok sevinirim hoşça kalın.
SEVGİ
Sevgi sıcak bir eldir
Sevgi serin bir yeldir
O her şeye bedeldir
Bir hazinedir sevgi
Sevgi hep paylaşmaktır
Sevgi aşka doymaktır
El ele dolaşmaktır
Bir duygudur sevgi
Bir hayvanı sevdirir
Bir fakiri yedirir
Uğruna ömür verilir
Fedakarlıktır sevgi
Umutla beklemektir
Yüreğe eklemektir
Canından çok sevmektir
Özveridir sevgi
Yaşama nedenimiz
Paylaşma sebebimiz
O bizim her şeyimiz
Taze hayattır sevgi
Poyraz
Sıla DALKILIÇ
DOĞAN ÇAĞLAR BEDENSEL ENGELLİLER ORTAOKULU

Ankara, 24 Kasım 2020
Sevgili Mektup Arkadaşım,
Merhaba, Ben Batuhan. On iki yaşındayım ve Doğan Çağlar Bedensel Engelliler Ortaokulu 6. Sınıf öğrencisiyim. Size Bir Mektubum Var Projesini duyunca çok mutlu oldum ve hemen katıldım. Çünkü hiç tanımadığın biriyle mektup arkadaşı olup, bir şeyler paylaşmak çok heyecanlı geldi.
Hem kendimden bahsedip hem sizi tanımak istiyorum. Ben oyun oynamayı ve kuzenlerimle vakit geçirmeyi çok seviyorum. Kuzenlerim benim en yakın arkadaşlarım. Onlarla bir araya gelince sürekli oyun oynuyoruz ve çok eğlenceli vakit geçiriyoruz.
Son aylarda salgından dolayı eve kapandık hiçbir yere çıkamadık, okula gidemedik o yüzden çok sıkıcı bir dönem oldu ama bolca kitap okuma şansım oldu. Ben kitap okumayı çok seviyorum. Bu ara en sevdiğim seri olan Harry Potter okuyorum. Böyle maceralı kitapları ve filmleri seviyorum. Peki siz kitap okumayı sever misiniz? Sizin en sevdiğiniz kitap ne? Hangi tür kitapları ya da filmleri seviyorsunuz?
Bu sene corona virüs salgınından dolayı okula başlayamadım ama canlı derslere katılarak açığımı kapatmaya çalışıyorum. Arkadaşlarım okula başladı ve öğretmenlerim sınıfta ders işlerken biz de internetten derse katılıyoruz. Bu sayede hem dersleri kaçırmamış oluyorum hem de öğretmenlerimi ve arkadaşlarımı görmüş oluyorum.
Bu arada en sevdiğim ders Fen Bilimleridir. Derste etkinlikler yapıp, konuyla ilgili oyunlar oynuyoruz, deneyler yapıyoruz bu yüzden çok eğlenceli geçiyor, ders çabucak bitiyor. Biz ders eğlenceli olursa zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum ama ders sıkıcıyla bitmek bilmiyor.
Geçen sene öğretmenimle deney yarışmasına katıldım. Başta hiç ümidim yoktu ama sonuçlar açıklandığında ödül aldığımı duyunca hem çok şaşırdım hem de çok mutlu oldum. Böyle yarışma ve projelere katılmayı bu yüzden çok seviyorum.
Sizinle de mektuplar sayesinde görüşebileceğim için çok heyecanlıyım. Sizinle tanışmayı çok istiyorum. Mesela kaç yaşındasınız, hangi şehirde yaşıyorsunuz çok merak ediyorum. Neler yapmaktan hoşlanırsınız? Lütfen siz de mektubunuzda bana bunları mutlaka yazın. Cevabınızı merakla bekliyorum.
Saygılarımla Batuhan.

Ankara. 20 Kasım 2020
Sevgili Büyüğüm,
Merhaba, ben Hiranur. 11 yaşındayım ve beşinci sınıfa gidiyorum. Doğan Çağlar Bedensel Engelliler Ortaokulunda okuyorum ve okulumu çok seviyorum. Okulum Ankara’da, siz hangi şehirde yaşıyorsunuz? Güzel bir şehir mi? Ankara çok güzel bir şehir. Bu aralar sürekli yağmur yağıyor hava çok kötü ama genel olarak güzel bir şehirdir. Çok güzel parkları var.
Biz dört kardeşiz. İki abim ve bir ablam var. En küçükleri benim, abilerim ve ablam sağlıklı ama ben bedensel engelliyim. Tekerlekli sandalye kullanıyorum ama bu benim için hiç önemli değil çünkü ben böyle de mutluyum.
Virüs olduğu için hem okullarımız ertelendi hem de dışarı çıkma imkânlarımız kısıtlandı. Onun için çok üzüldüm. Çünkü aylarca dışarı çıkamadım, arkadaşlarımı göremedim. Parka bile gidemedim. Ama şimdi okullarımız açıldı ve arkadaşlarıma kavuştum. Umarım en kısa zamanda salgın da biter ve hiçbir kısıtlama kalmaz eski hayatlarımıza dönebiliriz. Sınıfta maskeyle oturmayı hiç sevmiyorum. Ama en azından arkadaşlarıma ve öğretmenlerime kavuştuğum için mutluyum.
Benim okulum diğer okullardan biraz farklı. Ben ve birçok arkadaşım tekerlekli sandalye kullandığımız için hiç merdiven yok, her yere rahat ulaşabiliyoruz. Ayrıca bir de engelli parkımız var, tekerlekli sandalye ile kullanabildiğimiz salıncaklarımız var, keşke bütün parklarda olsa.
Ortaokula yeni geçtiğim için bir sürü yeni öğretmenimiz oldu. İlk gün çok heyecanlıydı. İlkokul ve ortaokulumuz aynı binada olduğu için onları ilkokuldayken de tanıyordum ama derslerimize girmiyorlardı şimdi onları da iyice tanıyorum ve çok seviyorum. Sınıfımıza da yeni iki arkadaşımız geldi onlar da çok iyi ve çok tatlı arkadaşlar. Eskiden sınıfta sadece 3 kişiyken artık 5 kişi olduk. Yani bu sene daha çok arkadaşım olmuş oldu. Bu çok güzel bir şey.
Kısacası bugünlerim yağmurlu hava izlemek, canlı derslere katılmak, 2 gün okula gidip ödev yapma ile geçiyor. Sizin günleriniz nasıl geçiyor? Neler yapıyorsunuz lütfen siz de bana yazın. Sizinle tanışacağım için çok heyecanlıyım ve heyecanla mektubunuzu bekleyeceğim. Daha önce kimseyle mektuplaşmamıştım. Sağlıklı ve mutlu günler diler, ellerinizden öperim.
Saygılarımla Hiranur.

Ankara. 20 Kasım 2020
Sevgili Büyüyüm,
Mektubuma kendimi tanıtarak başlamak istiyorum. İsmim, Akın. Bu mektubu Ankara, Doğan Çağlar bedensel Engelliler Ortaokulu’ndan gönderiyorum. Siz hangi şehirde yaşıyorsunuz? Ankara çok büyük ve kalabalık bir şehir ama ben seviyorum. Şuan 6. Sınıf öğrencisiyim. Sevdiğim şeylerden bahsedecek olursam, kitap okumayı, telefonda vakit geçirmeyi severim, dışarı çıkıp eğlenmeyi severim. Kısacası sevmediğim şey yok. Merak ettiğin şeyler varsa lütfen sen de mektubunda bana bunları sor.
Doğan Çağlar Bedensel Engelliler Ortaokulundan gönderiyorum dedim ya işte bu benim yeni okulum. Bu sene bu okula nakil oldum. Eski okulumu ve arkadaşlarımı çok özlüyorum ama Graham Bell sağ olsun onun icat ettiği telefon sayesinde sık sık konuşup görüşebiliyoruz. Çoğunlukla da görüntülü konuşarak hasret gideriyoruz. Aslında okulum bu hafta başladı ama ben grip olduğum için gidemedim, hemen iyileşip önümüzdeki hafta gidebileyim diye bol bol dinleniyorum. Umarım biran önce okula gidebilirim.
Yeni sınıf arkadaşlarımla yüz yüze tanışıp, vakit geçirmeyi iple çekiyorum. Onlarla oyun oynamayı çok istiyorum. Evde olmaktan çok sıkıldım. Yeni okuluma başlayabilirsem bir sonraki mektubumda size de anlatabilirim. Umarım arkadaşlarım da beni sever ve okuluma, sınıfıma hemen alışabilirim.
Benim bir de kardeşim var ve çok yaramaz ve çok konuşuyor. Bu sebeplerden dolayı çok kavga ediyoruz ama yine de onu çok seviyorum. Evde bana arkadaş olmuş oluyor. İnsanın kardeşi olması bazen sinir bozucu olsa da çoğu zaman iyi ki var diyorum.
Mektubumun yavaş yavaş sonlarına geliyorum. Seni tanımayı çok istiyorum. Siz de bana kendinizden bahsedin ve bana sormak istediğiniz şeyleri yazın lütfen. Bu mektubu okurken umarım sağlığınız yerindedir. Hepinizin ellerinden öpüyorum. Siz de bana mektup yazarsanız ve arkadaş olabilirsek çok sevinirim.
Sevgilerimle Akın.

Ankara. 22 Kasım2020
Sevgili Büyüğüm,
Benim adım Güleser Sultan. Ben Doğan Çağlar Bedensel Engelliler Ortaokulu’nda okuyorum ve evet ben bir engelli bireyim ama hayatın bana engel koymasına izin vermiyorum. Engellerimi aşıp mutlu olmayı seviyorum. Gülmeyi, şarkı söylemeyi, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, resim yapmayı, mandala boyamayı ve ailemle sinema izlemeyi çok seviyorum. Biraz da kişisel özelliklerimden bahsedeyim. Benim boyum yaşıtlarıma göre biraz küçük ama umutlarım büyük. Saçlarım kumral, buğday tenliyim ve gözlerim yeşil. Mini mini bir kızım.
Okulumu, arkadaşlarımı, ailemi, doğada yaşayan bütün canlıları seviyorum. Ben bir hayvan severim. Evde baktığımız bir çift kuşum var. Maviş ve Mavişim. Maviş erkek olan, Mavişimse kız. Kuşlarımın “kız sultan, kız sultan” demesi, benimle konuşması çok hoşuma gidiyor. Onları çok seviyorum.
Biz 5 kişilik bir çekirdek aileyiz. İki erkek kardeşim var ve onları da çok seviyorum. İnsanın kardeşleri olması çok güzel bir duygu. Küçük kardeşim 6 yaşında 1. Sınıfa başladı. Evde sürekli küçük adam modunda geziyor. Yeni yazmayı öğrendiği kelimeleri (ela, lale, el ele) sürekli tekrar ediyor ve onlarla ile ilgili şarkı söyleyip bizi güldürüyor.
Benim gerçekleşmesini istediğim iki tane hayalim var. Allah izin verirse çocuk doktoru olmayı ya da hemşire olmayı çok istiyorum. Hasta çocukların yüzlerinde mutluluk görmek, onları iyileştirmek istiyorum. Bir diğer hayalim de yazar olmak. İnsan kendine bile anlatamadığı şeyleri bir arkadaşına ya da bir kâğıda daha kolay ifade edebiliyor. O yüzden öğretmenim bu projeden bahsettiğinde mutlaka katılmalıyım dedim ve kalemi kağıdı elime alıp yazmaya başladım. Hiç tanımadığımız birine kendimizi anlatmak ve onun hikayesini okuyacak olmak beni çok heyecanlandırıyor. Bu nedenle mektubunuzu sabırsızlıkla bekliyor olacağım.
Bu günlük benden bu kadar. Sizinle tanışacağım için çok mutluyum. En kısa zamanda sizden haber gelmesini bekliyorum. Mektubumuzu bekliyorum.
Saygılarımla Güleser Sultan.

Ankara. 19 Kasım 2020
Sevgili Büyüğüm,
Merhaba, ben Hayrettin. Öncelikle mektubuma başlarken size kendimi tanıtayım. Ben Ankara Doğan Çağlar Bedensel Engelliler Ortaokulu 5/A sınıfına gidiyorum ve bir sürü öğretmenlerim ve arkadaşlarım var. Onları çok seviyorum. Okula gitmeyi çok seviyorum. Virüs salgını nedeniyle çok uzun süre okulumuz kapalıydı ve aylarca evde çok sıkıldım. Ama geçen hafta okulumuz açıldı ve derslerimiz başladı. Hem öğretmenlerimize hem de arkadaşlarıma kavuştuğum için çok mutlu oldum. Biz okulda çok güzel etkinlikler, çalışmalar bazen şenlikler yapıyoruz. Geçen sene okulun folklor takımındaydım ve çok gurur vericiydi. 23 Nisan gösterisinde ve şenliklerde arkadaşlarımla gösteri yaptık. İnternet haberlerine bile çıktık. Öğretmenlerimiz bizi mutlu etmek için her şeyi yapıyorlar ve bizi hep destekliyorlar.
Biz üç kardeşiz. Ben, Hayrunnisa ve Ertuğrul onları da çok seviyorum. Yaşamayı, uyumayı, oyun oynamayı, okula gitmeyi… Kısacası Allah’ın bana lütfettiği her şeyi çok seviyorum. Bir de annem babam ve bizimle yaşayan babaannem var. Onlar benim canlarım. Allah onlara uzun ve sağlıklı ömür versin. Allah büyüklerimizi hiç başımızdan eksik etmesin.
Siz sevgili büyüğüm. Kim olduğunuzu, adınızı şimdilik bilmiyorum ama inşallah yakın zamanda mektubunuz bana ulaşır ve tanışırız. Size bu mektubu yazarak kendimi anlatmak istedim. Siz de bana mektubunuzda kendinizden bahsederseniz dinlemeyi çok isterim. Hem de hiç sıkılmadan okuyacağıma eminim. 11 yaşındayım ve biraz yürümede zorluk çekiyorum ama daha da iyi olacağım çünkü fizik tedavilerimi hiç aksatmıyorum.
Siz büyüklerimden dua istiyorum.
Ben büyüyünce otomotiv mühendisi olmak istiyorum. Çünkü otomobilleri yani arabaları çok seviyorum. Umarım başarabilirim. Bunun için elimden geldiği kadar uğraşıyorum. Derslerimi kaçırmamaya, ödevlerimi zamanında yapmaya çalışıyorum.
Size daha anlatacak çok şeylerim var ama öncelikle sizi de tanımak isterim. O nedenle sizin mektubunuzu heyecanla bekliyorum. Allah’a emanet olun. Ellerinizden öperim.
Saygılarımla Hayrettin

Ankara. 4 Ocak 2021
Merhaba mektup arkadaşım,
Beni hatırladın mı? Ben bahar. Bugün sana Aralık ayımdan bahsedeceğim. Doğrusunu söylemek gerekirse bu aralık ayı değil resmen ilkbahardı. Hava ilkbahar gibi ılık ve güneşliydi, kışı özletti resmen. Yağmur, kar yağmaması baya kuraklığa sebep olacak gibi. Umarım en kısa zamanda yağmur ve kar başlar da barajlar dolar. Salgın illetinden sonra bir de susuz kaldığımızı düşünsene… Ne büyük felaket! Ama artık yeni yılla birlikte her şeyin daha güzel olacağına, çok daha güzel bir yıl geçireceğimize yürekten inanıyorum.
Aralık ayının 31inde gece saat 12’yi gösterdiğinde 2021 yılına girdik. İnşallah bu yıl corana biter de hepimiz bir ferahlarız. Okulumu, arkadaşlarımı, sokakta kalabalık içinde gezmeyi, parka gitmeyi özledim. Kısacası eksi hayatıma hasret kaldım. Sürekli evde oturduğum için bu anlattıklarım dışında hayatımda ekstra bir şeyler olmadı. Uzaktan eğitim derslerime girdim, TV izledim, oyun oynadım, kitap okudum, uyudum. Bunlar dışında ekstra bir şey olmadı zaten yapmaya da fırsatımız yok. Neyse benden bu kadarlık şimdilik. Hoşça kal sevgili mektup arkadaşım. Kendine iyi bak.
Bir sonraki mektupta görüşmek üzere. Ellerinden öperim.
Bahar.

Deniz SAKÇA
YENİMAHALLE MİMAR SİNAN ORTAOKULU

Ankara, 14 Ekim 2020
Değerli Büyüğüm,
Merhaba, benim adım Muhammed Hakim Külük.11 yaşındayım. Bu mektubu yazma amacım sizin yüzünüzde ufak da olsa bir gülücük oluşturmak. Umarım bunu başarabilirim. Bugün hayallerimden bahsedeceğim. Haydi başlayalım.
Benim bu dünyada en nefret ettiğim şey adaletsizlik. İşte bu yüzden avukat veya hakim olmak istiyorum. Her yere adalet getirmek istiyorum. Herkesi mutlu etmek, herkesi eşit tutmak istiyorum. Hiç kimsenin kavga etmesini istemiyorum. Günümüzde adaletsizlik çok yaşanıyor biliyorum. İşte bu yüzden avukat veya hakim olmak istiyorum. Çünkü adalet olmazsa insanlar anlaşamaz. Herkes kendini üstün görür.
Kısaca adalet olmazsa mutluluk da olmaz. Ama o da ne? Sanırım yine birileri tartışıyor. Bu arada unutmadan, iyi günler dilerim değerli büyüğüm. Umarım sizi mutlu edebilmişimdir. Benim gitmem gerek.
Bir sonraki mektubumda görüşmek üzere ellerinizden öper, sağlıklı günler dilerim.
Muhammed H. K.
Ankara, 14 Ekim 2020
Sevgili Büyüğüm,
Benim adım Zeynep. 12 yaşındayım. 6. sınıf öğrencisiyim. Trabzonluyum. 6 yıl önce Trabzon’dan Ankara’ya geldik. Sadece yaz tatilinde Trabzon’a gidebiliyoruz. Trabzon’u çok özlüyorum çünkü bütün ailem orada. Anneannem, babaannem orada yaşıyor. Onları çok seviyorum. Aslında ben bütün yaşlı insanları çok seviyorum. Bu mektubumda size yaşlı insanlara duyduğum sevgiden bahsetmek istiyorum.
Ben ailem olsun ya da olmasın, tanımadığım kim olduğunu bilmediğim yaşlı insanları bile çok seviyorum. Sokakta yanımdan geçse durdurup ona sarılmak istiyorum. Televizyonda yaşlı bir insan görsem içim içime sığmıyor. Bu elimde olmayan bir şey, içimden öyle geliyor hatta çizgi filmlerdeki yaşlı insanları karakterleri kötü olsa bile seviyorum. Bazen kendime şaşırıyorum.
Size ailemdeki yaşlı insanlardan bahsetmek istiyorum. Ailemin hatta köyümüzün en yaşlı insanı Kadir dedem. O aslında annemin dedesi. 95 yaşında. Neredeyse bir asırdır yaşıyor. Biliyor musunuz hala sağlıklı, duymayan kulakları dışında.
Tarlada bile çalışıyor. Sabah namazını mutlaka camide kılar. Bunun için uzun bir yol yürür. Tarlasına mısır, patates, fasulye eker ve onlarla uğraşır. Zamanında okuma yazma ve dört işlem bildiği için ona öğretmenlik teklif edilmiş ama o kabul etmemiş. Aslında o çok çalışkan biri.
Eşi Hanım anne 92 yaşında. Hafızası o kadar kuvvetli ki hiçbir şeyi unutmuyor. 12 yaşındayken anne ve babası onu 6 inekle yaylaya bırakmış ve 6 ineğe bakmayı ve sütlerini işlemeyi başarmış. Ben de 12 yaşındayım ama tavuklara ya da balıklara yem atmaktan başka bir şey yapamam.
Sevgili anneannem 72 yaşında. Bana göre o dünyanın en komik insanı. Her sözüyle güldürüyor. Bir olayı o kadar komik anlatıyor ki bize kahkahalar attırıyor. Dokunmatik telefonu öyle kullanıyor ki her gün torunlarının resimlerine bakıyor. Örgü örmeyi çok seviyor. Benim çocuklarım için bile yelek örmüş. Annem onları saklıyor.
Canım babaannem evlendikten 4 yıl sonra henüz 22 yaşındayken Ruhi dedemi kaybetti. Köyde çiftçilik yaparak sevgili babamı ve amcamı büyüttü, okuttu ve evlendirdi. O ailemizin kahramanı. 60 yaşında ve çalışmayı çok seviyor. Evimizin hemen yanındaki tarihi Şamlıoğlu Konağı’nda turistlere enfes kahvaltılar hazırlıyor, kuymaklar yapıyor.
İşte ailemdeki yaşlılarımız. Onları ve bütün yaşlı insanları çok seviyorum. Bu duygularla ellerinizden öper, sağlıklı günler dilerim.
Zeynep R. C.
Ankara, 4 Kasım 2020
Sevgili Büyüğüm,
Ben Çınar. 11 yaşındayım. 6. sınıf öğrencisiyim. Nasılsınız? İyi olmanızı tüm kalbimle dilerim. Size bu mektubumda eşsiz liderimiz Atatürk’ün bir anısından bahsedeceğim.
Mustafa Kemal Paşa, Haydarpaşa Garı’ndan Galata’ya doğru giderken, 55 parçalık işgal donanmasının arasından geçer.
O sırada yaver hem boğaza giriş yapan düşman zırhlılarını hem de Marmara yönünü işaret ederek ağır ağır arkadan gelen gemileri gösterir, hüzünlü, biraz da ürkek bir sesle, "Geliyorlar" der.
Mustafa Kemal Paşa yaverinin gösterdiği yana baktı.
Mustafa Kemal Paşa, bu gemilerin buraya gelmemesi için Çanakkale’de verilen savaşları, akıtılan kanları, yitirilen canları hatırladı; sonra da öfkeli, aynı zamanda azimli bir sesle: "Evet gelirler, gelirler ama, bir gün de geldikleri gibi giderler” dedi...
İşte Atatürk böyle bir inanca sahipti.
Atatürk’ün her zaman izinden gideceğiz. Bu duygularla ellerinizden öper, sağlıklı günler dilerim.
Çınar
Ankara, 09 Ocak 2021
Sevgili Büyüğüm,
Merhaba, kendimi size tanıtmadan önce hürmetle ellerinizden öperim. Pandemi nedeni ile zor günler geçirdiğimiz bu dönemde sağlığınızın ve keyfinizin yerinde olması en büyük dileğimdir.
Benim adım Zeynep. 12 yaşındayım. Mimar Sinan Ortaokulu 6. sınıf öğrencisiyim. Trabzonluyum. 6 yıl önce Ankara’ya yerleştik. Buraya geldiğimde 6 yaşındaydım. Başta çok zor geldi ama artık alıştım. Ankara’yı seviyorum fakat Trabzon’u çok özlüyorum. Size bu mektubumda Trabzon’daki köy hayatımızdan bahsetmek istiyorum.
Köyümüzün adı ‘‘Derecik’’tir. Manzarası çok güzeldir. Oldukça yeşilliktir. Köyümüzde bir göl ve tarihi bir konak vardır. İşte bizim evimiz tam bu konağın yanındadır. Bahçemiz meyve ağaçlarıyla doludur. Suyumuz gözelerden gelir.
Köyde babaannemle birlikte yaşıyorduk. İneklerimiz ve tavuklarımız vardı. Bir koyunumuz vardı. Babaannem ve annemle tarlaya giderdik. Patatesin, fasulyenin, mısırın, biberin, domatesin ve daha birçok sebzenin nasıl yetiştirildiğini bilirim. Kümesten yumurta toplamak çok zevkliydi. Koyunumuzu henüz küçük bir kuzu iken biberonla beslemiştik. Kuluçkadan çıkan civcivlerin sarı olanları benim, siyah olanları abimin olurdu. Tarlaya giderken oyuncak kamyon, kürek ve kova götürür; toprakla doyasıya oynardık. Fındıklığa gidince salıncak yapardık. Her yerde bir eğlence her yerde bir oyun vardı. Köyde yaşamak çok güzeldi.
Artık köye yaz tatilinde gidebiliyoruz. Köyümüz gelişmeye değişmeye başladı ama benim hayalimde hala çocukluğumun köyü var ve hiç değişmiyor. Onun değişmesine izin vermeyeceğim.
Mektubumu bu duygularla bitirirken saygılarımı sunar, sağlıklı ve huzurlu günler dilerim.
Zeynep R. C.
Ankara, 5 Kasım 2020
Değerli Büyüğüm,
Benim adım Zeynep. 12 yaşındayım. Mimar Sinan Ortaokulu 6. sınıf öğrencisiyim. Ne yazık ki artık okula gidemiyor derslerimize evimizde devam ediyoruz. Pandemi nedeniyle evlerimize kapandığımız bu dönemde okulumu ve yüz yüze eğitimi ne kadar özledim bilemezsiniz.
Siz nasılsınız? Siz birçok insana emek veren, onlara yön veren en kutsal mesleği yaptınız. Çok gururlu ve mutlu olmalısınız.
Ben ‘‘Okula gitmek istemiyorum.’’ demeyen ama okul tatil olunca da çok sevinen öğrencilerdendim. Biliyor musunuz pandeminin olumlu yanları da var çünkü ben bu dönemde okulumun ve öğretmenlerimin ne kadar da değerli olduğunu anladım.
Neden okul var bunu öğrendim. Evet dersler hala devam ediyor ama ders saatlerimiz kısaldı. Öğretmenlerimiz bu kısa zamanda verimli olabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Onlar bizim için çok yoruluyorlar biliyorum. Öğretmenlerimizin tek hedefleri bizim devletimize ve milletimize faydalı bir insan olmamız.. Bunun için aynı şeyleri bıkmadan usanmadan defalarca anlatıyorlar. Bu büyük sabır gerektiren bir şey. Onlara minnet duyuyorum. Onlara saygı duyuyorum. Emeklerinin karşılığını alsınlar istiyorum. Ben bunun için çok çalışacağım. Başaracağıma inanıyorum.
Mektubuma son verirken başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, sizin ve bütün öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyorum. Sevgi ve saygılarımla ellerinizden öpüyorum.
Zeynep R. C.
AYŞEGÜL KURUMLU
ALPASLAN ALİ CAN
BİLİM VE SANAT MERKEZİ

Burdur, 10 Ekim 2020
Değerli Büyüğüm,
Merhaba, ben Eda. On iki yaşındayım. Hayal kurmayı çok seviyorum ve en
büyük hayalim bir kedi sahiplenmekti. Bir gün yazlığımıza gittiğimizde bir kedi
yavrusu gördüm. Ona mama ve su verdim. Daha sonra onu sahiplenmeye karar
verdim. Yedi ay sonra kedim başka bir kedi getirdi. Başta niye böyle bir şey yaptığını anlamadım. Daha sonra getirdiği kedinin kedimin kardeşi olduğunu anladım. Onlara Ömür ve Kömür isimlerini verdim. Böylece en büyük hayalimi gerçekleştirmiş oldum. Şu an onlarla çok güzel vakit geçiriyor ve eğleniyoruz. Hala hayal kurmayı çok seviyorum. Gözlerimi kapatıp çok uzak diyarlara gidiyorum, bulutlar üzerinde zıplıyorum, uçan balonlara biniyorum, çiçekler içinde dolanıyorum…
Tabii bu hayaller arasında olması mümkün olmayanlar gibi çabalarsam elbet olacak hayallerim var. Hedefler belirleyip hedefime ulaştığımda kendime yeni hedefler koyuyorum. Çalışmadan, emek vermeden hiçbir iş gerçekleşmiyor. Çocuk yaşta bunları anlamak, neler yapmamız gerektiğinin planlarını yapmak büyük işi. Yine de her şeye rağmen hayal kurmaktan vaz geçmeyeceğim. Umutla gökyüzüne, yağmura, uçurtmalara, kuşlara sesleneceğim.
Dünyayı Verelim Çocuklara
Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
Allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
Oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında
Dünyayı çocuklara verelim
Kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
Hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
Dünyayı çocuklara verelim
Bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
Çocuklar dünyayı alacak elimizden
Ölümsüz ağaçlar dikecekler.
Nazım Hikmet
Sağlıkla, mutlulukla, güzelliklerle geçecek günleriniz olsun. Sizler için bir anı
olmak bize verilmiş büyük bir armağandır.
Eda…
Burdur, 10 Ekim 2020
Saygıdeğer büyüklerim,
Hepinize merhabalar, öncelikle hepinizin ellerinden öpüyorum. Ben Yağmur. Bu
sene okula gidemesem de 6. sınıfa geçtim. Bu mektubumda sizin değerinizden, size
karşı olan düşüncelerimden, duygularımdan bahsedeceğim. Bence lafı pek de
uzatmadan hemen başlayalım. Ben büyüklerimiz nasıl yaşadıysa veya neler yapıyorsa bizlerin de onları görerek onlardan örnek alacağımıza inanıyorum. Ve siz gibi büyüklerimizin bizlere iyi birer örnek olduğunuzu düşünüyorum. Sizler bilir neler yaşayarak bu yaşlara geldiniz? Anlatsam roman olur ah ah… dediğinizi duyar gibi oluyorum, eminim öyledir ve inanın dinlemek isterdim hepinizi... Anlatmak size ne iyi gelirdi, dinlemek de bana neler öğretirdi neler aslında.
Şair Can Yücel felsefi bir düşünceyle insan ömrünü dört dizeye sığdırır;
Ömür dediğin 3 gündür
Dün geldi geçti
Yarın meçhuldür
Öyleyse ömür dediğin bir gündür
O da bugündür."
Yaşanan anın, günün önemine değiniyor Can Yücel.
Toplumu var eden, bizleri seven siz büyüklerimiz her zaman her şeyin en iyisine
layıksınız. İyi ya da kötü geçip gitmiş ömrünüze sakın ah etmeyin, belki de en güzel
günleriniz daha sizi bekliyor ya da şu an yaşıyorsunuz. Arkadaşlarınız var, göremesek de bizler varız, bol bol sohbet edin, hatta yazmaya değer çok şey vardır.
Sizler de birilerinden rica edin, sizi anlatsınlar bizlere okuyalım biz de hayatlarınızı kitaplardan öğrenelim. Geçmişini bilmeyen, geleceğini nasıl görür değil mi? Aslında bizim hayattaki güveneceğimiz kişilerden biri de sizlersiniz. Ve bazı insanlar dış görünüşe göre ilerliyorlar ne olmuş yani bir dedemizin bir ninemizin bir şeyi de eksik oluverse içi iyiyse yani iyi duygular barındırıyorsa, neden önyargılı olup onları sevmeyelim ki? Sizler tarih gibisiniz, belgesel gibi… Okumak bizlere büyük avantajdır. Kendinizi hazine sandığına benzetin derim, bir açılsa neler çıkar neler… Neyse ben sizin vaktinizi almayayım hepinize iyi günler diliyorum, hoşça kalın :)
Yağmur
Burdur, 11 Kasım 2020
Değerli büyüklerim;
Merhaba, ben Ali Alper. 10 yaşındayım. Burdur ‘da yaşıyorum. 5.sınıfa gidiyorum. Sizlere günlük yaşantımdan bahsetmek istiyorum. İlk önce herkesin yaptığı gibi kalkıyorum, elimi yüzümü yıkıyorum. 09:10 da uzaktan eğitim derslerim başlıyor. Zaten günümün çoğunluğunu derslerim kaplıyor. 10 dk. aralarla ihtiyaçlarımı karşılıyorum. Uzun aralarda parka çıkıyorum. Eğitim hayatımın en güzel günleri Bilim ve Sanat Merkezinde geçiyor. Şu an gidemiyorum ama onlar da uzaktan devam ediyor. BİLSEM de dersler eğlenceli şekilde işleniyor. Yarışmalara hazırlanıyoruz. Türkiye dereceleri yapıyoruz. Geçen sene Türkiye Zeka Vakfı Türkiye 1.Si olduk. Bu yıl Türkiye Zeka Vakfı bireyselde Türkiye 9.su oldum. Birçok yarışmada finallere kaldım. Ve bunları Bilsem öğretmenlerimin desteği sayesinde elde ettim.
Onlar bana bu kadar inanmasa kendimde o gücü belki de hissedemeyecektim.
Şimdi 2020-2021 yarışmaları için yoğun bir çalışma içindeyim, dualarınızı eksik etmeyin. Burada size şair Orhan Veli’den bahsetmek istiyorum. Orhan Veli Kanık (13 Nisan 1914 – 14 Kasım 1950), daha çok Orhan Veli olarak tanınan Türk şair. Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi Garip akımının kurucusu olan Kanık, Türk şiirindeki eski yapıyı temelinden değiştirmeyi amaçlayarak sokaktaki adamın söyleyişini şiir diline taşımış. Şair otuz altı yıllık yaşamına şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, makale ve çeviri alanında birçok eser sığdırmış. 10 Kasım'da bir haftalığına geldiği Ankara'da belediyenin kazdığı bir çukura düşmüş ve başından hafifçe yaralanmış. İki gün sonra İstanbul'a dönmüş. 14 Kasım günü bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçiren şair hastaneye kaldırılmış, beyin kanamasından hayatını kaybetmiş. Bu kasım ayında onu da minnetle anmak istedim.
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
Kendinize çok iyi bakın görüşmek üzere hoşça kalın..
Ali Alper
Burdur, 11 Kasım 2020
Sayın Büyüğüm,
Merhaba, ben Çağlayan. Ben bu mektubumda size gezdiğim bir şehri anlatmak istiyorum. Anlatmak istediğim şehir Eskişehir. Eskişehir belki de benim gördüğüm en güzel şehirdi. Eskişehir’e akşam varmıştık. Bir pansiyonda uyuyup dinlendikten sonra sabah Eskişehir’i gezmeye başlamıştık. Sabah Porsuk Çayı’nın karşısındaki bir pastacıda kahvaltı yaptık. Kahvaltımızı yaptıktan sonra annem ile babam çay içiyordu. Ben ve kardeşim de Porsuk Çayı’nın yanındaki kaldırımda getirdiğimiz tahta balta ve kılıç ile oynuyorduk. Annem ile babam çaylarını içtikten sonra Porsuk çayında küçük bir gondol ile gezmeye başladık. Kardeşim ile ben o turu çok sevmiştik. Hatta bir daha yapmak istemiştik. Ama gezeceğimiz daha çok yer olduğu için bir tur daha yapmadık. Porsuk Çayı’ndan çıktıktan sonra Eskişehir Bal Mumu Müzesi’ne gittik.
İçeride o kadar çok heykel vardı ki say say bitmez. Benim en çok ilgimi çeken heykel eski Amerika başkanlarının heykelleri oldu. Sonra Eskişehir Odun Pazarı’na gittik. Odun pazarında odundan o kadar güzel el oymaları vardı ki anlatamam. Odun pazarındaki bir dükkânda ucuna bembeyaz bir taş takılı olan bir kolye gördük. Satıcı ablaya bu taşın ne olduğunu sorduk. Abla bize bu taşın sadece Eskişehir’de çıkartılan lüle taşı olduğunu söyledi. Lüle taşı çıkarıldığında yumuşak olan ama hava ile bir süre temas ettikten sonra sertleşen bir taşmış. Biz de bir hatıra olsun diye kardeşimle isimlerimizin yazılı olduğu birer lüle taşı kolyesi aldık. Oradan çıktıktan sonra Eskişehir’in Sazova Bilim Kültür ve Sanat Parkı’na gittik. Hayvanat Bahçesi’nde çok fazla ve farklı farklı hayvanlar vardı. Benim en çok hoşuma giden hayvanlardan biri lemurlar oldu. Çok küçük ama çok hızlı ve çeviklerdi. Sonra hayvanat bahçesinin yanında yemyeşil çimenlerin olduğu küçük bir tepe gördük.
Ben ve kardeşim hemen gidip o tepeden yuvarlanmaya başladık. Sonra hayvanat bahçesinin yanındaki Eskişehir Bilim Müzesi’ni gezdik. Orada çok ilginç aletler vardı. Benim en sevdiklerim bir deprem simülasyonu ve uçuş simülasyonu oldu. Deprem simülasyonunda bir makinenin üzerine çıkıyorsun. Sonra görevli abi o makineyi çalıştırınca gerçekten deprem oluyormuş gibi sallanıyorsun. Uçuş simülasyonunda ise bir hava odasına giriyorsun. Odanın zeminindeki bir aletten çıkan duman odaya doluyor. Makine de sallanmaya başlayınca gerçekten uçuyormuş gibi hissediyorsun. Müzeden çıkınca ünlü MASAL ŞATOSU’na gittik. Dışarıdan masallardaki şatolara benziyordu. Dev gibi bir boyu vardı. Ama kapalı olduğu için oraya giremedik. Bu kardeşim ve beni üzse de o gün harika bir gün geçirmiştim. O gece pansiyonda uyuduktan sonra sabah kahvaltı yapıp evimize dönmek için yola çıktık. Ben o günü hiç unutmadım. Bu mektubumu şimdilik burada bitiriyorum. Siz büyüklerim için bir mektup daha yazmak için sabırsızlanıyorum. Görüşmek dileğiyle sevgiyle kalın…
Çağlayan
Burdur, 10 Kasım 2020
Sevgili Büyüğüm,
Ben Burdur Alparslan Ali Can Bilim Ve Sanat Merkezi öğrencisiyim. 10 yaşındayım. Bu gün sizin de bildiğiniz gibi 10 Kasım. Bir dehanın, bir yöneticinin, bir askerin, bir komutanın ve en önemlisi tarihin akışına yön veren, yeni bir devrim başlatan, o yüce kişinin aramızdan ayrılışının yıl dönümü. Keşke o gün dünya dursa, saatler dursa, dokuzu beş geçmeseymiş. Bir yas çökmüş tüm dünyaya Ata’nın ayrılışı, bayrağımız bile durgun durgun dalgalanmış. Bir feryatlar, bir acılar… Atatürk ömrünü ”vatan için” savaşlarda harcamış. Konu sağlığı bile olsun vatandan üstün tutmamış. Belki aranızda onu küçük yaşta da olsa onu görmüş olanınız vardır. Ben onunla tanışmayı çok isterdim.
Bir sözü vardır “Eğer ülkenin yöneticileri kendi çıkarlarını vatandan üstün tutarsa vatanın çıkarlarından üstün tutarsa ülkenin kaybolup, yıkılması kaçınılmaz bir sondur” diye. Daima ülkesinde ilimi, fenni ve ekonomi gibi pek çok alanında gelişmelere büyük adımlar atılmasını sağlamıştır. En önemlisi cumhuriyet ve harf yeniliğidir. Padişahla yönetime son vermiştir. Ona minnet borçluyuz. Dünyada ilk kadına seçme ve seçilme hakkı veren ülkeler arasındayız. Dini, dili, ırkı ne olursa olsun kanunlar karşısında herkes eşit haklara sahip olmasını sağlamıştır. Tüm dünyanın saygı duyduğu fikirlerine, görüşlerine önem verdiği tek lider özelliğine sahiptir. Bizim Türk gençliği olarak onun izinden ilerleyip, onun bize emanet ettiği Türkiye Cumhuriyetine sahip çıkarak vatanımızı tüm düşmanlardan korumak en büyük vazifemizdir. Kendinize iyi bakın Allah’a emanet olun bir sonraki mektubumuzda görüşmek üzere sevgilerimle.
Zeynep Begüm
Burdur, 10 Ocak 2021
Değerli Büyüğüm,
2021 yılının hepimize sağlık, mutluluk, huzur ve barış getirmesini dileyerek mektubuma başlamak istiyorum. Nasılsınız, inşallah iyisisinizdir? Bu 3. mektubum ben yine çok heyecanlıyım. Çünkü mektup yazarak karşımızdaki kişilerle sohbet edebilmenin mutluluğuna eriştim ve dijitalleşme olmadan insanlarla iletişim kurulabileceğini öğrendim. Tabi bir de sizlerden cevap gelmesini büyük bir heyecanla bekliyorum.
Daha önce yazdığım iki mektupta farklı adresteki büyüklerimize gönderdik. Bunun için sizlere de kendimi kısaca tanıtmak istiyorum. Benim adım Nurmelek, Burdur Şeker İlköğretim Okulunda 5.sınıfta öğrenciyim. Malum pandemi dolayısıyla evde uzaktan eğitim görüyoruz. Ama ben biraz daha şanslıyım, çünkü en azından 15 gün de olsa yüz yüze eğitim alma fırsatım oldu.
Ayrıca Alpaslan Alican Burdur Bilim ve Sanat Merkezi’nde Genel Yetenek bölümüne devam ediyorum.
Bu mektubumda sizlere yaşadığım şehrin son yıllarda ünü tüm dünyaya yayılan turizm merkezinden bahsetmek istiyorum. Haydi şimdi koltuklarınıza kurulun ve mektubuma okumaya devam edin.
Evet bahsedeceğim yer Salda Turizm Merkezi,,, Salda Turizm Merkezi, yaşadığım şehrin 64 km ötesinde konumlanmış Yeşilova ilçesinde bulunmaktadır. Yüz yıllardır var olmasına karşın dünyaca ünlü Maldivler Adasına benzer ve adı SALDİVLER diye anılan, eşsiz turkuaz mavisi ve bembeyaz sahili ile 2006 yılında keşfedilmiş ve devletimiz tarafından aynı yıl Turizm Merkezi olarak ilan edilmiştir.
Salda Turizm Merkezi, sadece göl ile anılmamaktadır. Salda Kayak Merkezi, Eşeler Dağı ve Tınaztepe'nin flora ve faunası olan ormanlarıyla, yaylası, mesire yerleri, Sultan Pınarı' nın soğuk suyu gibi pek çok doğal ve yapay değerlere sahiptir. Bu güzellikleri ile başlı başına dünyanın en güzel yerlerini barındırmaktadır.
Bu turizm merkezimizde, göl turizmi, kış sporları turizmi, yayla turizmi, spor turizmi, kuş gözlemciliği, dağcılık, kamp ve karavan turizmi gibi pek çok alternatif turizm yapılabilmekte ve her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turisti ağırlamaktadır.
Maldivler Sahilini ve turkuaz mavisini andıran hatta daha da güzel olan Saldivler’ de yüzmenin, kar ve yeşil ormanları bir arada sunan kayak merkezinde seyrine doyulmayan manzara eşliğinde kayak yapmanın keyfine varmak için Salda Turizm Merkezi kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir yerdir.
Mektubuma son vermeden önce 2021 yılınızı tekrar kutluyor, Covid-19 aşısının bir an önce tüm Türkiye’ye uygulanması ve bu hastalığın bitmesini diliyor, size bahsettiğim bu güzel yere sizlerin de ziyaret etmesini temenni ediyorum.
Bir dahaki mektubumda görüşmek dileğiyle, sağlıkla ve mutlulukla kalmanızı temenni ediyorum.
Sevgi ve saygılarımla ,
Nurmelek
Burdur, 10 Ocak 2021
Değerli Büyüğüm
Merhaba, ben Gülse. Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Ben çok iyiyim. Benim bir hayalim var. Hayaller olmadan hayata tutunamıyoruz öyle değil mi? Zamana, yaşa ve mekâna göre hayallerimiz de şekilleniyor. Ben önce ülkemizdeki her yeri karış karış gezmek isterdim. Düşünsenize geçmişten kalma tarihi eserler, tarihi mekânlar... Burnuma tarih kokusu geldi. Ayrıca bir sürü de doğal güzellik. Dağlar, denizler, akarsular, şelaleler, bahçeler... Ülkemizin her köşesi cennet gibidir. Karadeniz bambaşka, Akdeniz’de güneşe, denize doymak bambaşka… Ege’nin incisi olmak, İç Anadolu’da ovalarda koşmak bambaşka. Her yörenin konuşma tarzı başka, yemek kültürü kendine özel, giyinişler ayrı.
Evlerin yapısı, kaldırım taşları bile her birinde farklıdır. Ama hayalim bununla da kalmıyor. Sonrasında dünyayı da gezmek istiyorum. Onların kültürlerini, yaşam biçimlerini... En merak ettiklerimden biri de yemekleri. Her şehrin rengi ve kokusu da vardır bence. Benim en çok merak ettiğim ilimiz İstanbul. Daha önce hiç gitmedim. Ama çok kitaplarını okudum. İstanbul'u Fatih Sultan Mehmet 6 Nisan 1453 ile 29 Mayıs 1453 yılları arasında fethetmiş. Denizi, boğazı, yalıları, adaları, kalabalık caddeleri ile dolaşmak ne güzel olurdu. Gezmediğim, görmediğim hiçbir yer kalmasın istiyorum. En çok merak ettiğim ülke ise Fransa. Özellikle de Paris'teki büyük Eyfel Kulesi. Onun en tepesine çıkmak istiyorum. Benim içimde hep bir yaşama sevinci var. Bu yaşama sevincini hiç kaybetmek istemiyorum. Siz de kaybetmeyin, olur mu? Daha görülecek, konuşulacak çok şey var. Başka zaman görüşmek dileğiyle. Kendinize iyi bakın!
BAŞKA BİR TEPEDEN
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
Nice revnaklı şehirler görülür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü'yada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.
Yahya Kemal Beyatlı
Sevgilerimle;
Gülse Beril…
Sevgili Büyüğüm,
Ben Oğuzhan ÖZER. Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde 18 Mart İmam Hatip Ortaoklunda 8. sınıfa giden bir öğrenciyim. Bildiğiniz gibi Kasım ayındayız ve bizler için oldukça üzücü bir tarih olan 10 Kasım’a yaklaşıyoruz. Bu sebeple Atatürk’e olan duygularımı ona anlatır gibi aktarmak istedim.
Atam,
Bu mektup, sizi andığımız ve aradığımız güne yaklaşırken hislerimi aktarmak için yazdığım bir mektup. Sizi çok seven ve her zaman sizlerden bahseden bu gençlik, tıpkı sizin gibi hayaller kurar. Resminize bakıp sizi canlandıran bu gençlik, sizlere sonsuza değin minnet duyar.
Bu mektubumda öncelikle belirtmeliyim ki ben sizin o cesaretinize ve zekanıza hayranım. Büyük zorluklar içinde, büyük savaşlar atlatarak, canınız pahasına mücadele vererek bu ülkeyi kurmanız ve en üst seviyelere çıkarmanıza nasıl hayranlık duymayalım ?Arkanızda bıraktığınız bu ülkeyi bizim gibi gençlere emanet ettiniz ve biz bu emaneti koruyup yüceltmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Ülkenin dört bir yanında senin eserini destekleyen kurumlar, okullar, hastaneler, sanat okulları, yardım ve gençlik merkezleri senin istediğin gençliğe destek oluyor. Ülkene katkı sağlıyor. Buralarda yetişen o kıvılcımlar gelecekte bizlere bıraktığın cumhuriyet meşalesiyle karanlıkları aydınlatacak en kuvvetli ışığa dönüşüyor.
Kimi doktor, kimi polis, kimi avukat, kimi öğretmen oluyor. Atatürk’e yakışan bir gençlik olmaya özen gösteriyorlar.
İşte ben de o gençlerden biriyim. Hayallerim, ideallerim, hedeflerim, ilkelerim var. En önemlisi sizden aldığım ilhamım var. Ne olursa olsun azimli, çalışkan, başarılı, pes etmeyen, zeki bir genç olarak içimde sönmek bilmeyecek bir ışık var.
Sizi çok seven ve bir gün nasip olursa yanınıza en güzel çiçeklerle gelecek olan emanetinize sahip çıkan oğlunuz…
SEVGİLERİMLE
OĞUZHAN
Sevgili Büyüğüm,
Öncelikle Merhaba, ben Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde İmam Hatip Ortaoklunda 8. sınıfa giden Melike KANDEMİR. Sizlere ikinci mektubumu yazmaktayım. Eminim ki ilk mektubumu okuduğunuzda mutlu olmuşsunuzdur. Sizlerin mutluluğu ve gülümsemesi bizi de mutlu eder. Bu yüzden elimden geldiği kadar mutluluğumu paylaşmaya çalışacağım. Fakat bu mektubum biraz buruk olacak. Bildiğiniz gibi kasım ayına girdik. 10 Kasım’a yaklaşıyoruz. Bizim için üzücü olan bir güne. Çünkü o sevgili Mustafa Kemal Atatürk’ü sonsuzluğa uğurladık. Ama yine de hiç gitmemiş gibi kalbimizde yaşatmaya devam ediyoruz. Onun bizlere bıraktıkları, bizler için yaptıkları, rahat yaşamamız için bize bıraktığı bu ülkede ona layık olmaya çalışmak benim için bir şereftir. Onu hiçbir zaman unutmayacağız. Biliyor musun değerli büyüğüm ? Anıtkabir’e gitmeyi o kadar çok isterim ki…
Dilerim bir gün Atatürk’e yakışan bir doktor olarak onu ziyaret edebilirim. Ben de onun izinden gidip başarılı olabilirim. Mesleğimde birçok insana yardım edebilirim. Çocukların gülmesi için elimden gelen her şeyi yapabilirim. Büyüklerimi mutlu etmek, vatanım uğruna canımı verebilmek, imkanı olmayanları kutsal topraklara gönderebilmek isterim. Dilerim sizlere biraz da olsa isteklerimi anlatabilmişimdir. Sizlerle duygularımı paylaşabilmek beni çok mutlu ediyor. Bu mektuba en özel duygumu yani sevgimi koyuyorum. Hani derler ya yemeklerde sevgi olmadan tatsız olur, işte mektubum da sevgim olmasaydı tatsız olurdu. Bu tatlılık sizi şirin mi şirin gülümsetsin isterim.
Dilerim bir gün sizleri de ziyaret edip yüzlerinizdeki güzel gülümsemeyi yakından görebilirim.
SEVGİLERİMLE
MELİKE
Merhaba,
Ben Ronahi Gündüz. Ağrı Doğubayazıt’ta 18 Mart İmam Hatip Ortaokulunda 8. Sınıf öğrencisiyim. 10 Kasım için yazdığım bu mektupta kendi ilgim alanı olan Türkçe ile ilgili araştırmalarımdan öğrendiklerimi paylaşmak istedim. Sizinle bugün lider Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk dilinin gelişmesi için yaptığı çalışmalar ile ilgili konuşacağım. Birinci önemli çalışması yeni Türk alfabesinin ortaya çıkarılması, kullanıma başlanması ve Türk Dil Kurumu’nun kurulmasıymış. Bu kurumla beraber Türk dilinin tarihi geçmişi araştırılmış ve Türk dili milli kültürüne kazandırılmış. Atatürk’ün bir diğer önemli çalışması ise 1 Kasım 1928 tarihinde Latin alfabesini kabul etmesidir. Atatürk’ün Türk dili için yaptığı bir diğer önemli çalışma ise Güneş Dil Teorisi’dir. Güneş Dil Teorisi bütün dillerin Türkçe’den geldiğini ileri süren dil bilimiymiş. Atatürk’ün 1938 yılında vefatının ardından İbrahim Necmi Dilmen Güneş Dil Teorisi ile ilgili derslere son vermiştir. Öğrencileri bunun sebebini sorunca güneş öldükten sonra onun teorisi nasıl hayatta kalabilirdi diye cevap vermiş. Bunu ilk duyduğumda çok etkilenmiştim. Gerçi Atatürk’ün her anası bizleri derinden etkiliyor. Bir sonraki mektubumda görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın.
Hoşça kalın
Ronahi
Değerli Teyzelerim / Amcalarım,
Hepinize merhaba.Benim adım Hira. Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde yaşıyorum. Sekizinci sınıfa gidiyorum 14 yaşındayım. Sizlere bir mektubum var.
Atatürk 100 yıl önce Nutuk’ta bizlere söyle seslenmişti: “Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir.” Ben de bir genç olarak o günlerden bize iletilen bu mesajı ne zaman okusam bu değerli hazineye sahip çıkmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bu cennet kokulu vatanda yaşamak gurur verici bir duygu. Eğer şimdi yataklarımızda huzurlu bir şekilde yatıyorsak ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve toprağı sıksan kanları çıkacak Mehmetçiklerimiz sayesindedir.
Mustafa Kemal Atatürk “Ya istiklal ya ölüm!” dediğinde başladı her şey. İşte o zaman arkalarından ağlayacak olan anasını, babasını, kardeşini, eşini, Daha anne karnında olan bebeğini düşünmeyerek vatan uğruna can verip savaştı Mehmetçiklerimiz. On, yüz hatta binlerce asker canını verdi bu vatan uğruna. Onlar canını verecek kadar bu vatanı sevmişken bizim yapmamız gereken tek şey bu vatana millete yararlı bir insan olmaktır.
Kendinize İyi Bakın
sevgilerimle
HİRA
Merhaba ben Ronahi
Ağrı Doğubayazıt’ta yaşıyorum ve 18 Mart İmam Hatip Ortaokulu sekizinci sınıf öğrencisiyim. Bugün size gittiğim ve gerçekten içimi huzurla kaplayan Veysel Karani türbesinden bahsedeceğim. Hazreti Muhammet döneminde yaşamış fakat Hazreti Muhammed’i görememiştir. Hatta Hazreti Muhammet için Medine’ye gitmiş fakat zamanı ayarlayamadığı için onu görebilme imkanı olmamıştır. Bunu duyan Hazreti Muhammet ona hırkasını hediye etmiştir. Veysel Karani Sıffin Savaşı’nda 657 yılında vefat etmiştir. Naaşını almaya üç kabile gelmiştir. Veysel Karani Türbesi ise Siirt’in Baykan ilçesinde Ziyaret mahallesindedir. Şimdi ise Veysel Karani türbesi ziyaretine geçelim. Veysel Karani Türbesi’ne gitmeden o birkaç gün önce plan yapmıştık ve planladığımız günün erken saatlerinde yolculuğumuz başladı. Birkaç saat sonra türbenin bulunduğu şehre yani Siirt’e gittik. Siirt’te biraz gezdikten sonra asıl amacımız olan Veysel Karani Türbesi’ne gittik. Biraz türbenin içine gezdikten sonra abdest alıp uzun uzun dualar etmeye başladık. Dualardan sonra önce Hazreti Veysel Karani türbesinden sonra ise Siirt’ten ayrıldık bir rivayete göre Veysel Karani Türbesi’nde bir kez ziyaret eden iki kez daha gelir yani toplam üç kez gelirmiş. Umarım Mektubumu beğenmişsinizdir kendinize iyi bakın hoşça kalın.
Sevgili Büyüğüm,
Sizlerle bu mektup ile buluştuğum için çok heyecanlıyım. Umarım sizler de yazdıklarımı beğenirsiniz. Benim adım Verda, Ağrı Doğubayazıt’ta yaşıyorum. 8. Sınıfta okuyorum. Size bir anımı anlatmak istiyorum. Şimdi burada havalar çok soğuk, her yerde kar var fakat geçen yaz bir yaz sabahı hava çok sıcaktı ve canımız çok sıkılıyordu. Televizyonlardaki dizilerden ve filmlerden insanların denize ve havuza girdiklerini görüyordum. Ben havuza girmek istiyordum ama havuzumuz olmadığı için serinleyemiyordum. Televizyon izlerken çok özenmiştim. O insanların ne kadar şanslı olduğunu düşündüm. Keşke biz de denize yakın bir yerde otursaydık. O zaman sıkıldığımız zaman denize gidip serinleyebilirdik. Çok güzel bir hayaldi bu. Burada yalnızca Van’a gittiğimizde Van Gölü’nü görebiliyorduk. Böyle düşünürken birden aklıma leğen geldi ve leğenin içine soğuk su doldurdum.
İçine girip serinleyebilir ve havuzdaymışım gibi hissedebilirdim. Leğenin içine girdim, limonatamı aldım ve serinledim.O gün çok eğlendim kuzenlerim de geldi onlarla birlikte parti yaptık. Çok eğleniyordum. Kardeşim de benim gibi eğleniyordu. Benim anım böyleydi sevgili büyüğüm görüşmek dileğiyle, sevgiler .Kendinize iyi bakın
VERDA
Merhaba Sevgili Büyüğüm
Nasılsınız, iyi misiniz? Dilerim çok iyisinizdir. Ben bugün size bir anımı anlatmak istiyorum. Bu anım benim hiç unutamayacağım bir anım. Ve ben bu anıyı çok seviyorum. Sizinle de paylaşmak istiyorum. Bir o kadar da komik olduğunu düşünüyorum. Ben daha okula yeni başlamıştım. Ablamla birlikte okula gitmiştik. Okula gittiğimde daha önce tanımadığım kişileri yani yeni arkadaşlarımı görmüştüm. Ama onları hiç sevmemiştim. Öğretmenimin adı Ayşen’di ve onu çok seviyorum. Ablam beni sınıfıma bıraktığında çok korkmuştum, çantamı elime alıp ağlayarak sınıftan gidiyordum. Bir yandan ağlarken ablam beni görüp sakinleştirdi. Sınıfıma geri götürdü. O sırada Ayşen hocam da gelmişti. Onunla birlikte sınıfımıza gitmiştik. Okula alışmış ve okulumu çok sevmiştim. Her gün neşeyle gidiyordum.Başarım her geçen gün artıyordu ve sınıfın en başarılısıydım. Çok hızlı bir şekilde sayıları, renkleri, alfabeyi öğrenmiştim. Ve bir gün yine okula gitmiştim. O gün çok çalışmıştım okulda ve arkadaşım Yeter de benim gibi çok çalışmıştı. Öğretmenim hediye olarak ikimize bandaj almıştı ve bize taktı. Benimkinde pembe üzerinde yıldız ve ay vardı. Yeter’inki mordu. O aldığım en güzel hediyelerden biriydi. Bu anlattığım anımı çok seviyorum. Umarım sizler de beğenmişsinizdir. Beğenmişseniz çok mutlu olurum. Mektubumu okuduğunuz için teşekkür ederim. Sizleri çok seviyorum. Kendinize iyi bakın
HİRA E.
Sevgili Büyüğüm,
Öncelikle merhaba. Ben Ağrı Doğubayazıt’tan Melike. Şimdiki mektubumda sizleri çok sevindirecek komik bir anımı anlatacağım. Biliyorsunuz ki bu pandemi sebebiyle hiçbir şey yapamıyoruz. Keşke pandemi süreci bitse de yanınıza gelsem, sizleri görsem… Bu benim için en büyük mutluluktur. Evet sevgili, değerli, saygılı ve mutlu olmasını çok istediğim büyüğüm. Size nasıl hitap edeceğimi bilemiyorum. Ama yine de görmesek bile sizi çok seviyorum. Yanınızda olmasam da o gülen yüzünüzü hissedebiliyorum. Biliyor musunuz ? Ben uzaktan eğitim sürecinde bir LGS öğrencisiyim. Bu süreç bizim için çok zor bir dönem oldu. Ben ise iyi bir liseye gitmek istiyorum. Bu yüzden daha sık çalışmaya başladım. Hatta bugünkü günümü test çözerek geçiriyorum.Geceleri de kitap okuyorum. Aileme ve büyüklerime bana yardım ettikleri için minnettarım, saygı duyuyorum. Bazen soru çözerken uyuyakalıyorum. Yeğenim gelip bacağımı ısırıyor. Sırf beni uyandırmak için yapıyor bunu.
Bir sonraki mektubumuzda görüşmek üzere. Kendinize çok iyi bakın. Sevgilerle…
MELİKE
Merhaba,
Ben Ronahi. Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde 18 Mart İmam Hatip Ortaokulunda 8. Sınıf öğrencisiyim. Bugün sizlere can dostum kedilerimi anlatacağım. Öncelikle onları çok seviyorum. Çok akıllı ve çok sevimli varlıklar. Ben evimde üç tane kedi besliyorum. Hepsi birbirinden yaramaz. Bazen ders çalışırken silgimi, kalemlerimi kaçırdıkları oluyor. Bir de dışarıda olan on beş tane kedim var. Bu kış aylarında çok zor geçiniyorlar. Ben de onlar için bizim bahçemizde kedi konakları diye birkaç tane farklı kedi evleri yaptırdım. Orada çok güzel ve çok rahat bir şekilde kalıyorlar. Bence bu hallerinden çok mutlular. Her gün onların mamalarını, sularını yeniliyorum. Onlara elimden geldiğince iyi bakmaya çalışıyorum.
Umarım benim güzel meleklerim, kedilerimi, anlatırken siz de hiç sıkılmadan dinleyebilmişsinizdir.
Ellerinizden öperim, hoşça kalın
RONAHİ
FATMA ESİN BALOĞLU
OSMANGAZİ ORTAOKULU

Adana, 3 Ekim 2020
Değerli Büyüğüm,
Merhaba benim adım Zehra,10 yaşındayım. Adana/Seyhan ilçesinde yaşıyorum. Ortaokula yeni başladım.5/A sınıfına gidiyorum. Resim yapmayı çok seviyorum. Hobilerim ise hayvanları sevmek, çiçek yetiştirmek ve yüzmek.
Sizlerle bir anımı paylaşmak istiyorum. Ben 8 yaşındayken kuzenlerim ve babamla denize gitmiştik. Ben yüzmeyi bilmiyordum. Babam bana öğreteceğini söyledi. İlk denememde çok korkmuştum. Babam beni tutuyordu. Babama beni bırakmamasını söylemiştim. Babam da beni bırakmamıştı. Ama bir süre sonra beni bırakacağını söyledi. Ben de kabul ettim.
Yavaş yavaş sayarak bırakmalısın dedim. Babam da 1,2,3 diye sayarak beni bıraktı. Kendimi birden suyun altında buldum. Çok korkmuştum. Boğulucam zannettim. Fakat bir zaman sonra kendi kendime suyun üstüne çıktım. Kendi halime gülmeye başladım. Korktuğum kadar yokmuş. Babam da bana gülüp “Denizin kokusuna inan, umut mavidir.”dedi. O günden sonra denizi daha çok sevdim. Kendime ve denize inandım.
Bu anımı sizlerle paylaşmak istedim. Yazarken çok mutlu oldum. Sizlerle bir sonraki mektupta görüşmek dileğiyle hoşça kalın.
SEVGİLERLE ZEHRA
Adana,5 Ekim 2020
Değerli Büyüğüm,
Merhaba ben Sara, Adana’da yaşıyorum. Osmangazi Ortaokuluna gidiyorum. 8. Sınıf öğrencisiyim. Bu yıl lise sınavlarına hazırlanıyorum. Bu mektubu Türkçe öğretmenimiz Esin Hocanın projesi için yazıyorum.
İlk mektubumda size huzurevinde geçen güzel bir anımı anlatmak istiyorum.
2017 yılında öğretmen olan halam ile birlikte huzurevine büyüklerimizi ziyarete gitmiştik. İçeriye girdiğimde çok utanıyordum, heyecanlıydım. Konuştukça utangaçlığım gitti. Dikkatimi çeken bir şey oldu. Bir bayan sessizce oturuyordu. Yanına gittim. Ona merhaba ,dedim. Ama benimle konuşmadan kalkıp odasına gitti. Oradaki görevliye bu teyzenin adını ve kim olduğunu sordum. İsmi Suna’ymış.Oda numarasını öğrenip yukarı yanına gittim.
İçeriye girdiğimde sessizce ağlıyordu. Suna Teyze neden ağlıyorsun, dedim. Aklıma öğrencilerim geldi dedi. Onları çok özledim. Öğretmen miydiniz ,dedim. Evet, dedi. Ben yaşlandım ne arayanım ne soranım var dedi. Olur mu dedim bak biz geldik, beni de öğrenciniz kabul edin dedim. O güzel yüzü birden aydınlandı. Mutlu oldu.
Ziyaret sonrasında anladım ki yaşlılarımızı ziyaret etmeliyiz. Sık sık huzurevine ziyarete gidiyorum. Bizi yetiştirenleri unutmamalıyız. O gün çok mutlu oldum.
Size yazacaklarım bu kadar umarım mektubumu okurken mutlu olmuşsunuzdur. Bir dahaki mektupta görüşmek dileğiyle, kendinize iyi bakın. Hoşça kalın.
Sevgilerimle Sara
Adana,5 Ekim 2020
Sevgili Büyüğüm,
Merhaba ben Yağmur,Adana Seyhan Osmangazi Ortaokulu 8.sınıf öğrencisiyim. Ben içimden gelenleri deftere döküyorum. Hayal gücümü kullanmayı seviyorum.Size bir anımı yazmak istiyorum.
Bir yaz sabahıydı. Güneş o muhteşem ışıklarını saçmış günü aydınlatıyordu. İnsanlar tarlalarda çalışmaya başlamıştı. Babam bizi erkenden uyandırdı. Haydi çocuklar tarlaya gidiyoruz, dedi. Çukurova verimli topraklara sahiptir. Tarım çok gelişmiştir. Kardeşlerimle birlikte tarlaya pamuk toplamaya gittik.
Babam hepimize birer görev verdi. İş bölümü yaptığımız için kolayca bitirdik. Topladığımız ürünleri teslim ettik. Ve evimize döndük. Çok yorulmuştuk. Yemek yedikten sonra babam bizlere para verdi. Emeğinizin karşılığı alın teri,dedi.
Biz parayı kabul etmedik. Babamın aklına bir fikir geldi.Önümüz bayramdı çarşıya gidip hepimize bayramlık aldı. Çok mutlu olmuştuk.İlk kazancımızla alınmıştı. Ayrı bir mutluluğumuz vardı.Aile olmak emek vermek çok güzel bir duyguydu. Hala tarlaya gidip babam yardım ederiz.
Bir sonraki mektupta görüşmek dileğiyle hoşça kalın…
Sevgilerimle Yağmur
Adana, 7 Ocak 2021
Değerli Büyüğüm,
Merhaba ben Ecenur Osmangazi Ortaokulunda 8 sınıf öğrencisiyim. Adana’da yaşıyorum. Nasılsınız?
Biliyor musunuz? Bu sene LGS sınavına gireceğim. Biraz heyecanlıyım ama derslerime çalışıyorum ve güzel bir liseye gitmek istiyorum.
Ben eskiden İngilizce dersini sevmezdim. Bana zor gelirdi, anlayamazdım. Ama sonra Tuğba hocam( yani İngilizce öğretmenim) bana İngilizcenin zor olmadığını sadece çok okuyarak, çok yazarak öğrenilmeyeceğini farklı yöntemlerle de öğrenebileceğimi gösterdi.
Tuğba hocayı okulda sevmeyen öğrenci yoktur. Güzel ders anlattığı, eğlenceli zaman geçirttiği, gitar çalıp şarkı söylediği için ve çok kızmadığı için severler Tuğba hocayı. Ama ben Tuğba hocayı iyi bir insan olduğu için seviyorum.
Bu yıl benim okulda son senem ve sonra liseye geçeceğim. Bunun için üzgünüm ama Tuğba Hoca mı tabii ki de diğer hocaları mı ziyarete geleceğim. Onlarla iletişim kuracağım. Tuğba Hocama buradan çok teşekkür ediyorum.
Bu arada Yeni yıl size sağlık, mutluluk, huzur, uğur getirsin. Dileklerinizin gerçekleşeceği bir sene olur. Yeni yılınız kutlu olsun.
Sevgilerimle Ece
Adana,6 Ocak 2021
Sevgili Büyüğüm,
Benim adım Eylül. Nasılsınız?
Ümit ediyorum ki iyisinizdir. Bu mektubumda yeni yıl konusuna yer vermek istiyorum. Sizce de heyecan verici değil mi? Yeni başlangıçlar yeni hayaller ve hedefler…
Ben Adana'da oturuyorum. Adana'ya kar yağmaz Bizim buralar çok sıcak ve çok nemlidir ama şöyle de bir özelliği vardır ki kışın turuncu ve yeşil rengi görüyoruz çoğunlukla. Tahmin edebiliyor musunuz portakal ve mandalina ağaçlarından bahsediyorum. Sözün kısası Yeni yıla yine kar görmeden girdik.
Aslında ben yeni yıla gireceğimiz unutmuşum. Biliyorum biraz komik ve kafa karıştırıcı. Ama işin aslı şöyle ben ve kuzenlerim televizyon başında Yeni yıla girmiş programları izliyorduk. Benim aslında bu programlar birkaç gün önce çekilmiş mantığı vardı. Sonra hepimiz yataklarımız da çekilip uyuduk saat 12 olduğunda ben uykuya dalmışım. Bizim yan komşuda dama çıkıp havai fişek patlatmış. Kuzenlerim duymuş ve uyanmış.
Sabah ben uyanınca kuzenim yengeme “Ay 2021'deyiz şimdi biz. Benim beynim hala 2020'de kalmış dedi ve dediği anda ben de dün akşam ne olduğunu farkına vardım. Ama benim aklım hala komşular havai fişek patlatıyor ya ben nasıl duymuyorum orada kaldı.
Kısacası 2021'e değişik bir giriş yaptım bu yeni yılda sizin ve sevdiklerinizin sağlıklı huzurlu mutlu ve başarı dolu olmasını diliyorum mektubuma zaman ayırdığınız için teşekkür ederim Kendinize iyi bakın hoşça kalın.
Sevgilerimle Eylül
Adana,6 Ocak 2021
Değerli Büyüğüm,
Merhaba, ben Aysima. 8 sınıfa gidiyorum Adana'da yaşıyorum. 13 yaşındayım ve ailemle zaman geçirmeyi çok seviyorum.
Bugün size benim için çok önemli olan bir anımı anlatacağım:
8 yaşındaydım ve çok hiperaktif bir çocuktum. Bir hayvanım olmasını ve ona bakmayı çok istiyordum. Ailem bu isteğimi geri çevirmedi. Ve bir gün bir tavşan sahiplenmeye gittik. Bembeyaz tüyleri ve masmavi gözleri olan bir tavşan…
İlk gün yanımda yattı. Sabah uyandığımda onu yanımda göremedim ve çok korktum bir de baktım ki koltuğun arkasında havuç yiyordu. Onunla her gün oynardım. Birbirimize çok alışmıştık. Böylece bir ay geçti.
Bir ay sonra yeni bir eve taşındık. Ama bu yeni evimiz tavşanım için uygun değildi.
Bu yüzden üzülerek tavşanımı Mardin'de oturan teyzeme verdik. Ondan ayrılmak çok zor oldu. Annem ve babam üzüldüğümü görünce bana bir kuş almaya karar vermişler. Bir gün okuldan geldiğimde yemyeşil tüylü bir kuş karşımda duruyordu. O kuşu görünce keyfim yerine geldi.
Çocukluk işte hemen tavşanı unutmuştum.
Hayvanları çok seviyorum. Onlar bizlerin can dostu …
Mektubumun sonuna geldik. Ellerinizden öperim.
SEVGİLERİMLE AYSİMA
MİHRİBAN ASLI KIRÇIL
KESTEL BEŞEVLER
ORTAOKULU

Bursa,05.10.2020
Değerli Büyüğüm,
Merhaba,ben Burhan Ahmet.İlk başta size kendimden bahsetmek istiyorum. 5.sınıfa başlayan bir öğrenciyim. Bilim Teknoloji,Fen ve Matematik favori derslerimdir. Bilim ile ilgili bilgi edinmeyi,deneyler yapmayı,Matematik soruları çözmeyi çok severim. En büyük hayalim Yazılım Mühendisi olmak. Ayrıca film seyretmeyi ve kitap okumayı da severim. En sevdiğim film ‘'Ready Player One '‘ yani ''Başlangıç '' adlı film. En sevdiğim kitaplar ise ; 100 Temel Eser, Mustafa Orakçı’nın ‘Bitirim İkili’ serisidir.
Unutmadan ufak bir kardeşim var. Tabi ki geri kalan zamanlarımda onunla ilgileniyorum. Kendisi biraz afacan ama onun ile oynamak çok eğlenceli. Hatta çok bilmiş tavırları ile ailemizi şaşırtıyor. Ağzından çıkan o yarım kelimeler ile bize kendini nasıl da anlatmaya çalışıyor bir bilseniz.
,
Değerli büyüğüm,tabi ki geri kalan zamanımın tamamını bu afacana adamadım. Benim de kendim için yaptığım aktivitelerim var. Mesela ‘OKSİJEN’ diye bir kulüpte lisanslı basketbolcuyum. Daha yeni dönemlerim olsa da bu kulüpte olmak çok güzel.
Evet anlatacaklarım şimdilik bu kadar büyüklerim. Yaşantımı anlatırken,sizleri görmeyi çok isterdim. İnşallah ileri ki dönemlerde sizlerle yüz yüze görüşmek nasip olur.
Sizlere sevgimi gönderiyorum. Sizler biz genç nesillerin yol göstericisisiniz. Allah’a emanet olun.
Sevgilerimle
Bursa,10.10.2020
Merhaba Değerli Büyüğüm,
Benim adım Dilara . Bursa Kestel Beşevler Ortaokulu 5 .sınıf öğrencisiyim. Kitap okumayı,müzik dinlemeyi severim.
Size bir anımdan bahsetmek istiyorum.Okulumuzun düzenlediği bir piknik vardı . Bunu duyunca gözüme uyku girmemişti benim. Saatler geçmek bilmiyordu sonunda sabah olmuştu, hemen okula koşup otobüsü beklemeye başladık. O kadar heyecanlıydım ki ayaklarım yerden kesiliyordu.Otobüs okul bahçesinden gözükmüştü, heyecanım daha da çok artmıştı.İnanır mısın kalbimin sesi uzaklardan duyulurcasına çarpmaya başlamıştı. Hepimiz otobüse binip koltuklarımıza oturmuştuk. Yolculuk başlamıştı.Piknik alanına gelmiştik, Bizi kocaman bir demir kapı karşılıyordu. Ağaçlar, bulutlarla dans eder gibiydi .Kuş sesleri, deredeki su sesi beni benden almıştı. Öğretmenimizin,'' Haydi çocuklar!'' demesi ile sanki bir rüyadan uyanmıştım.Hemen banklara geçip annelerimizin hazırladığı nefis yiyeceklerle kahvaltımızı yaptıktan sonra eğlenmeye başladık. Annelerimiz de bir taraftan bizi izleyip bir taraftan da tempo tutuyorlardı.
Öğretmenimiz 1 dakikalığına ipi bizden istedi ve annelerimizin eline verip onları da oyunumuza dahil etti. Hep birlikte ip atlamaya başladılar.Sanki bir anda hepsi çocukluklarına dönmüşlerdi. Sonra arkadaşlarımla birlikte etrafı gezmeye başladık .Yavaş yavaş derenin kenarına ulaşıyorduk. Ağaçlar tek tek sıralanmıştı.Yeşilin her rengi vardı. O gün doğa bize renklerin tonlarını öğretiyordu sanki.Mavinin,yeşilin her rengin farklı bir güzelliği vardı. Orada bulduğum bir taşı o günün hatırasına arkadaşıma verdim. O da bana orada bulduğu bir kozalağı verdi. Maddi bir değeri yoktu ama manevi değeri çok fazlaydı.Hala saklıyorum. Ona baktıkça o güzel gün geliyor aklıma .Ve ayrılık zamanı gelmişti otobüse binip evin yolunu tuttuk. O güzel günün heyecanını unutamıyorum.
Bir daha ki mektubumda görüşene kadar, hoşçakalın.
Dilara
- Full access to our public library
- Save favorite books
- Interact with authors

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
-
SAVE
-
BUY THIS BOOK
(from $33.39+) -
BUY THIS BOOK
(from $33.39+) - DOWNLOAD
- LIKE
- COMMENT ()
- SHARE
- SAVE
- Report
-
BUY
-
LIKE
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!