
AYDIN
YERYÜZÜNDEKİ EN GÜZEL GÖKYÜZÜNÜN ALTI
Uzun bir yolculuğun ardından hafızama yeni anılar kazandırmak için başka bir durağa varmıştım. Karanlıktan sadece silueti belli olan incir ağaçlarını ve kaldırımda incir satan uzun hayat tecrübeli toprağın insanlarını seyrederek kalacağım yere vardım. Yarından itibaren meraklı bir misafiri olacağım Aydın’ı tanıma heyecanı içerisinde uykuya daldım.


Yolculuk esnasında Buharkent’te “Dağlarından yağ, ovalarından bal akan şehir.” Yazısını görmem ve Evliya Çelebi’ye teşekkürlerimi etmem ile “ Nereden başlasam?” sorusuna cevap vermiş olmanın verdiği rahatlık sayesinde güneşin çağrılarını onaylayıp yastık ve yorganla vedalaştım. Güzel bir kahvaltı isteği ile kendimi Didim’in sokaklarına attım. Buradan keşfetmeye başlayacaktım bu şehri. Denize yakın temasta bulunan bir yerde kahvaltımı yaparak gezime başladım. Kararlılığıma son veren sözün övdüğü incir ve zeytini yakından tanımak için tavsiyeler üzerine Akköy’e gittim.
. Arnavut kaldırımları, tarihi evleri, eski kilisesi ile yakın zamanlarda yapılan bir uygulama ile sanat ve tarihin bir arada yaşamını sürdürdüğü ilgi çekici bir köydü.
Kesme taşların zemin olduğu kaldırımlara yer yer döşenen lezzetlere yönelerek uzun zamandır bu toprakların ismiyle anılan


zeytinin ve incirin dünyasına dalmak amacıyla yüzünde tatlı bir yorgunluk olan ve toprakla dost olan, yaşını parmakla saymayı bırakmış teyzemin yanına çöktüm. İsminin Emine olduğunu öğrendiğim bu toprağın insanına önündeki tezgahta sergilediği zeytinin,incirin,çileğin, zeytin yağının öyküsünü anlatmasını istedim . Beni kırmayıp senelerce haşır neşir olduğu bu değerlerin öyküsünü yaşayarak anlattı.
Emine Teyzeye veda ettikten sonra kaldığım yere Didyma antik kente geldim . Didyma kutsal bir mahaldir. Miletos’tan gelen kutsal yol ile bağlantıya sahip Didyma bir kehanet merkezidir. Eski adı ile Yoran olan bu ilçe hakkında olacak olan hatıralarıma mavi ve yeşili ile Akbük’ü, Didim in ünlü sahili Altınkum’u,tarihi ile Apollon tapınağını ve Milet antik kentini kazandırdıktan sonra Söke ovasını, Priene Antik kenti fotoğraf karelerine sığdırarak Kuşadası durağıma vardım. Güvercin adayı, plajlarını ve milli parkın harika görselliğini kabul ederek ertesi gün daha fazla anı depolama isteğimi düşleyerek uykuya daldım.
Güneşin ilk ışıklarıyla, şehrin doğal güzelliğini fazlaca göz önüne serdiği denize, yeşil doğaya misafir olduktan sonra Zeus Mağarası’na uğrayarak rotamı doğuya çevirdim. Yeni durağım Germencik ilan ettikten sonra Tekin Köye, Magnesia antik kentine yönümü çevirdim. Asya’nın en eski yedinci kenti olduğu söylenen ızgara planlı cadde ve sokaklarına sahip olan bu eski ticaret merkezini ziyaretimin ardından öğle yemeğini yöre halkının lezzetli ellerinden çıkan yöresel yemekler ile icra etmem gerektiğini düşünerek yöresel yemekler yapan bir lokantaya gittim. Keşkekten


yuvarlamasına, zeytinyağının lezzetlendirdiği bir sürü ot ve sebze yemeklerleriyle gözlerimi, birkaçıyla da midemi doyurduktan sonra durağımı biraz daha ilerlettim.
İncirliova’daydım. Durak noktalarımı geniş tutup Aydın’da gezilmemiş yer bırakmak istemiyordum. Asırlık deve güreşlerinin yapıldığı bir zamana denk gelmiş olmanın verdiği sevinçle şölen alanına ilerledim.Davul ve zurnanın müziği eşliğinde baldırlarında boşluğa süzülen kıyafetleriyle adeta bu ilin simgesi olmuş efeleri görmüştüm. Aydın,Yörük Ali,harmandalı zeybeği oyularını ilk defa izliyordum. Ezginin ritmik vücut hareketleriyle görsel bir şölene dönüştüğü bu oyunu izlerken kollarını cesurca havalandırmış ve yüzünde yaptıkları işlerin memnuniyetiyle oluşan gülümsemenin sahiplerine teşekkür ederek organizasyonun ara vermesine doğru Kültür Parkına gidip
sıcak bir çay ile haritama baktım. Daha gezilecek çok yer vardı. Çekmiş olduğum fotoğrafları incelemek için masada yer açıp çayımı mutlulukla yudumladım. Bir karede Emine Teyze vardı. Tüm gün yapmış olduğumuz sohbet aklıma gelince hafif bir tebessüm ettim. Bir diğer karede Söke ovasında pamuk tarlarına girmeden uğradığım Bafa gölü ve Latmos Heraklia antik kenti vardı. Beyaz bir sayfayı harika bir şekilde anlamlandıran fotoğraflara ayırdığım süreyi durdurarak tekrardan yola çıktım.
Koçarlı’dan kısa bir kahve molası ve Tarihi Cihanoğlu Kulesinin ihtişamlı görüntüsüyle ayrıldım Karpuzlu’da Meriçler Göleti`ni fotoğraflayarak Çine’de yolculuğuma mola izni verdim. Çam ormanları ile ilçenin ismiyle anılan çayın verdiği Çine ovası zeytin ve pamuk için vatandır. Şehrin tarihine inmek isteyince Alabanda Antik Kentine uğramam konusunda verilen tavsiyelere uyarak Doğanyurt köyüne gittim. Antik kentin isminin buradan geldiğine dair
iki görüş varmış; Karia dilinde Ala “at” Banda ise “Barış” anlamına gelirmiş. Diğer görüşe göre kentin adı kar tanrısı Alabandos’tan geliyormuş.
Alabanda'ya veda ettikten sonra Aydın ilin merkezi olan Efeler’e gittim. Şehrin özetini yansıtacak olan Aydın Müzesine adımlarımı çevirdim. Aydın’ı genel olarak tanımanın verdiği mutlulukla müzeden çıktım ve midemi kulak çorbası,ebegümeci,yaprak sarması,paşa böreği,irmik ve zerde gibi yöresel lezzetlerle yeniden tanıştırdım.


Adını Trakyalı bir savaşçıdan almış olan Tralleis Antik Kenti’ndeyim. Antik çağın eğitim,spor ve kültür açısından önde gelen yapılarından olan gymnasiuma ait kalıntıdır. Günümüzde Gymnasium kısmının kemer kalıntıları sebebiyle buraya halk tarafından ‘’Üç Gözler’’ adı verilmiş. Büyük menderesin kuzeyinde uzanan bu yapıyı da geride bıraktıktan sonra Evliya Çelebinin seyahatnamesinde "Göçük" denilen ve ardından Köşk denilmeye başlanan bu ilçede. Geçerek Sultanhisar da durdum. Nysa Antik kentini de fotoğraf karelerine ekleyerek her sokağının meydana çıktığı ülkenin ilk plânlı yerleşim yeri olan Atça’ya gelmiştim. Kurtuluş Savaşı’nda yakılan bu köy yeniden mimari oluşum göstererek planlı ve düzenli bir hale gelmiştir. Bu yönüyle Atça'ya "Türkiye'nin Parisi’de denmekteymiş. Her yıl düzenlenen çilek festivali de yöreye gelen ziyaretçilerin davetiyesi durumunda.
Aydın'a gelip de Yenipazar’ın pidesini yemeden gitmek olmaz diyerek yeni durağım Yenipazar da bir lokanta ilan ettim. Yenipazar 'dan ayrılmadan fotoğraf karelerime Dip Gölünü de eklemek için "Sakin Şehir" adını alan Yenipazar da konaklama kararı aldım. Dip Gölünün ardından konaklayacağın yere vararak tatlı yorgunluğumun sona ermesi için uykunun davetimi kabul etmesini bekledim. Ertesi gün yeni keşifler için yola koyuldum. Sokaklarda turuncu renkler görmemle Nazilli'ye gelmiş bulundum. Tabelaları takip ederek çarşıya doğru ilerledim. Çarşı yolu üzerinde enstrümanları ile hem müzik çalıp eğlenen hem de para kazanmaya çalışan gençlerin çarşıya ayrı bir hava kattığını söylemem gerek. Tostçular sokağında Nazilli'ye has usullere yapılan enfes tostlar kahvaltı yamadığımı bana hatırlatarak kendine doğru çelmeye başarmış durumda. şehrin sloganı ve şehirle özdeşlenen "uzun yaşamın
şehri" tabelalarını defalarca bakarken bu şehrin emekli şehir imajını çizdiğini de
söylemem gerek . Sokakları gezerken kendimi bir anda içinde bulduğum ilçe pazarı organik bir meyve ,sebze cennetine düştüğüm hissini uyandırdı Nazilli'de uzun ve sağlıklı yaşamamız imkansız olsa gerek pazardan çıkıp soluklanacak bir yer aradım. karşıma kocaman ağaçların cömertçe gölgelerini insanlara sunduğu geniş ve güzel bir çay bahçesi çıktı. Bunun gibi bir çok samimi çay bahçelerini olduğunu özellikle yazın akşamları dolup taştığını öğrendim sohbet etme fırsatı bulduğum birinden uzun çarşının biraz ilersinde kalan kestane camisine adımlarımı yönelttim. Etrafındaki kapalı çarşıyı andıran dükkanların olması nedeniyle dışarıdan duvarları görünmeyen , içeriden gelenleri karşılayan ahşap yapısı ile kestane cami küçük bir çarşı camisi görünümü ile insanları büyülemeye yetiyor. Sokaklarının büyüsüne alıştıktan
sonra Bozdoğan'a gitmek için yine yollardaydım.
Bir tabiat ve ekoloji cennetiyle karşılastıgım yer Bozdoğan da Arapapıştı Kanyonuydu. Dünya’nın 8. Harikası olarak gösterilen Bölge SİT alanı ilan edilerek koruma altına alınmış durumda. Ve oradan Madran Dağı'nın eteklerini albümüme yeni görsel anılar kazandırmak için çıktım. Memba suyuna yuvalık yapan bu dağa veda ederek şehir merkezine ardından da ilçe sınırları dışarısına çıkarak soluksuz yolculuğuma kaldığı yerden devam ettim. Dandoloz Çayı boyunca zeytin,narenciye ve daha sonra çam ağaçları arasından Karacasu'ya ulaşmıştım.


Sayısız yaylara sahip Karacasu'dan ayrılmadan önce bu yaylalardan birine gideceğimi aklıma not ederek Geyre'ye doğru yol aldım. Yolda gördüğüm toprak testicileri ve pideciler bana Karacasu hakkında söylenen "hamura ve çamura "şekil veren memleket sözünün ne kadar yerinde bir söz olduğunu gösterdi diyebilirim . yolun sonunda adını mitolojide yer alan aşk ve güzellik tanrısı olan Afrodit'ten olan Helenistik yapısıyla Afrodisias ile karşılaştım. 2017 de UNESCO dünya mirası listesine alınan bu eski yerleşim yerinin zenginliği kuzeyinde yer alan mermer ocaklarından gelmekteymiş. Günümüzde de çok iyi korunmuş anıt yapıları ile Türkiye’nin en önemli arkeolojik yerlerinden biridir.
Afrodisias ‘la vedalaştıktan sonra ilçenin başka bir güzelliğine yöneldim. İlçeye ilk girdiğimde aklıma not ettiğim yaylalardan birini görmek için daha yükseklere
çıktım ve gözlerime tutulan mavi ve yeşil renklerinden oluşan tabloya baktım . Kahve Deresi yaylasındaydım uzun bir yürüyüşün ardından bu havası soğuk ama görüntüsü sıcak olan cennete veda ettim. Aydın Dağları’nın eteğinde Menderes Havzası’nda yer alan ve Çul Tepe’nin eteklerinde ve Dandalos Çayı’nın kıyısında Asartepe'de kurulmuş olan Antiocheia antik kentine sahip olan Kuyucak’tan geçerek son durağım olan Buharkent'e varmıştım.
Buharkent “Termal’in başkenti” olarak bilinirken öte yandan “İncir diyarı” olarak da harika bir kent. Aydın Ovası’nın en dar kesiminde olan Buharkent'te bir kaplıca bölgesini ziyaret etmek için Tekkeköy’deydim. Yer altındaki sinirle soluyan havayı dizginlemeye çalışan yer üstünden ki havanın çabalarını izlemeyi bitirmemle Aydın'a veda etme zamanımın geldiğini anladım.
Tarihin babası olarak anılan Heredot, Aydın için "Bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzünün altı ve en güzel iklimin bulunduğu yer" demiştir.
Ve Aydın da olmak yaşamaktı.Tarihi,kültürü ve doğal güzellikleriyle ile unutamayacağım yeryüzündeki en güzel gök - yer iletişimini sağlaması ile muhteşemdi.
PROJE:81 İL 81 GÜNLÜK 1 HAYAT
İL:AYDIN
ÖĞRETMEN: AYŞE TOR (GÖRSEL SANATLAR ÖĞRETMENİ)
OKUL:DİDİM ESRA KARAKAYA ANADOLU LİSESİ-AYDIN
GÜNLÜK:DİLEK BOZKURT(10-B)
RESİM:SİMGE ENGİN (11-D) AYŞE TOR
PROJE EKİBİ:BERÇAĞ ARDIÇ(11-B), KEREM SAGIROĞLU(11-B),EREN NUHOĞLU(11-B), YAREN ILIKHAN(10-B),KÜBRA EROL(10-B),DİLEK BOZKURT 10-B),ÖMER KAAN ÖZBAKIR(9-C)

- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $3.39+) -
BUY THIS BOOK
(from $3.39+) - DOWNLOAD
- LIKE (1)
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE(1)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!