

'Ortak Deyimler' eTwinning Projesi e-book çalışması Elif Çelik tarafından yapılmıştır.



Katkıda bulunan öğretmenlerimiz;Elif Çelik, Deniz Erol ,Leyla Arattan, Handan Arıcı Eğlence
Katkıda bulunan öğrencilerimiz; Elif FKGAL, Esmanur FKGAL, Merve FKGAL, Pelin FKGAL, Zehra FKGAL, Berk N, Aktay M ,Nazlıcan C,
Sezgi C, Vege S, Karadağ N, Özcan B, Ecan I, Turkmen N, Ruya D, Mehmet Emir /AAL , Kağan /AAL, Ahlal /AAL, Yasemin /AAL, Yiğit Ka / AAL


Elif Çelik
Fahreddin Kerim Gökay Anadolu Lisesi
A
A hard nut to crack: That is difficult to do.
Çetin Ceviz
A piece of cake: That is easy to do.
Çocuk Oyuncağı
Akıl Küpü



A
Actions speak louder than words :That people'action show their real attitudes.
Lafla Peynir Gemisi Yürümez.
As right as rain :Very good ,be better or Correct; factually accurate.
Sağlıklı iyi bomba gibi olmak ya da tamamen doğru yağmur gibi gerçek.



Born with a silver spoon in one's mouth: born into a very wealthy family (doğuştan zengin bir ailede olmak)
Between a rock and a hard place: faced with a two equally undesirable alternatives (arada kalmak)
Haste make waste: doig something too quickly causes mistakes that results in time (acele işe şeytan karışır)

A
Elif FKGAL
A
Come rain or Come shine: for no matter what happens (ne olursa olsun)
Go with the flow: be relaxed and accept a situation,
rather than trying to alter or control it (akışına bırakmak)


Esmanur FKGAL
A
A STORM IN A TEACUP : Exaggerating a small problem (Çay bardağında fırtına)
ADD INSULT TO INJURY : Doing things that increase pain (Yaraya tuz basmak)
AS YOU SOW, YOU SHALL REAP:
Every right or wrong done must be repaid equally (Ne ekersen onu biçersin)



A
A SNOWBALL'S CHANCE IN HELL: Zero chance (Cehennemde kartopu)
A penny saved is a penny earned:
Small things can accumulate over time and turn into big investments and opportunities ( Damlaya damlaya göl olur)



Merve FKGAL
B
BAD NEWS TRAVELS FAST
PEOPLE SPREAD NEWS ABOUT BAD EVENTS VERY QUICKLY ( kara haber tez duyulur )
BARKING DOGS SELDOM BİTE
DON'T be AFRAID OF DOGS THAT BARK OR PEOPLE THAT THREATEN YOU (SAY THEY WİLL DO SOMETHING BAD TO YOU)-IN BOTH CASES THEY RARELY TAKE ACTION
( havlayan köpek ısırmaz )



B
BETTER LATE THAN NEVER
DOING SOMETHING LATE IS BETTER THAN NOT DOING IT ALL ( geç olsun güç olmasın )
BIRDS OF A FEATHER FLOCK TOGETHER
THOSE SIMILAR INTERESTS OR OF THE SAME KIND TEND TO FORM GROUPS
( tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş )
BLOOD IS THICKER THAN WATER
FAMILIAL BONDS WILL ALWAYS BE STRONGER THAN BONDS OF FRIENDSHIP OR LOVE
( et tırnaktan ayrılmaz )




B
Babe in the woods: an ınnocent or naıve person, especıally one ın a dıffıcult or dangerous envıronment.
Acemi, çaylak. süt kuzusu.
Bad workers always blame their tools: ıf someone performs a job or task poorly or unsuccessfully, they wıll usually lay the blame on the qualıty of theır equıpment, or other such external factors, rather than take responsıbılıty for theır own faılure.
Beceriksiz işçi aletlerini suçlarmış.
Oynamayı bilmeyen gelin yerim dar dermiş.
Pelin FKGAL



Beyond a shadow of a doubt: used for sayıng that you are completely certaın of somethıng.
Su götürmez - Zerre kadar şüphe kalmamak.
Bob's your uncle: used to express the ease wıth whıch a task can be achıeved.
İşte bu kadar - Oldu bitti.
Busy as a one-armed paper hanger: Constantly busy, actıve, or occupıed (wıth somethıng).
Başını kaşıyacak vakti olmayan - Aşırı meşgul



Zehra FKGAL
C
CALM BEFORE THE STORM : Expecting a negative development even though no sign has yet appeared(Fırtına öncesi sessizlik)
CHASING RAINBOWS:Try to achieve the impossible(gökkuşağı kovalamak, gerçek olmayak bir şey için uğraşmak)
COME RAIN OR COME SHINE :Whatever happens(yağmur da yağsa güneş de açsa, ne olursa olsun)



COMPARING APPLES TO ORANGES: Comparing two things whose comparison is not true(elmalar ve portakalların karşılaştırılması)
COOL AS A CUCUMBER:To be cool (soğuk kanlı olmak)



D
Don't count your chickens before they hatch:
Dereyi görmeden paçaları sıvama.
Don't cry over spilt milk:
Düzeltilemeyecek bir için yakınmanın faydası yok.
Don't put all your eggs in one basket:
Yaptığın şey çok riskli
Deniz Erol
Fahreddin Kerim Gökay Anadolu Lisesi
Different Ropes For Different Folks
“her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır”
Drink like a fish:
Sünger gibi içmek
Don’t Trouble Trouble Until Trouble Troubles You:
Bir şey sana zarar vermiyorsa ona yanaşma; sana dokunmayan yılan bin yaşasın.
Don’t Hold Your Breath
Boşa umutlanma; fazla ümitlenme
Deniz Erol
Fahreddin Kerim Gökay Anadolu Lisesi




Berk N
E
Eat like a bird
"kuş kadar yemek"
Elephant in the room
"gün gibi ortada"
Every cloud has a silver lining
"her işte bir hayır vardır"


Easy does it
"acele etme"
Every dog has his day
"Herkesin bir şansı vardır."
Every now and then
"ara sıra"


Aktay M
F -G
Fan the flames
"Yangına körükle gitmek"
Fight fire with fire
"Ateşe ateşle karşılık vermek"
Fight a losing battle
"Akıntıya kürek çekmek, boşa uğraşmak"


Give a dog a bad name and hang him
"İnsanın adı çıkıcağına canı çıksın"
Give onerself airs
"Havlara girmek, hava atmak"
Go into a black hole
"Sırra kadem basmak, ortadan kaybolmak


Nazlıcan C
H -I
hang in there
''dişini sıkmak, vazgeçmemek''
have sticky fingers
''eli uzun olmak, çalmak, hırsızlık yapmak''
hit the books
''ineklemek, (kitaplara vurmak) anlamında kullanılan çok çalışmak anlamlı bir sözdür


ın the red
''borç içinde olmak''
ımprove on something
''bir şeyi daha iyi hale koymak''
ıncur expence
''masrafa girmek''


Sezgi C
J-K
Keep one's cards close to one's chest: be secretive or cautious, give nothing away. (saman altından su yürütmek)
(bal alacak çiçeği bilmek)
Kick the bucket: to die. (tahtalıköyü boylamak/nalları dikmek)


Keep your friends close and enemies closer: to keep a keen eye on enemies beyond what one might have on their friends.(dostlarını yakın düşmanlarını daha yakın tut)
Just in case: to do something as a precautionary measure. (ne olur ne olmaz/her ihtimale karşı)
Jack of all trades:


Vege S
Leave no stone unturned:(aranmadık yer bırakmamak) her taşın altına bakmak anlamına gelir
Let the cat out of the bag:(bir sırrı ortaya çıkarmak) ‘çantadaki kediyi salmak’
Like two peas in a pod: (ayrılmaz, sürekli yanyana olmak) ‘bir kapsüldeki iki bezelye’ olarak çevrilir, Türkçede ‘bir elmanın iki yarısı’ manasına gelir




Leyla Arattan
Doğan Cüceloğlu Fen Lisesi
M




Karadağ N
N




Beyza DCFL
O -P
Once burnt twice shy: Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer.
Old hat: Modası geçmiş
On cloud nine: Mutluluğun doruklarında
On the ball: Hazırlıklı olmak, işini bilmek
On thin ice: Kötü bir olayın olmak üzere olması
Once in a blue moon: Ayda yılda bir





Pull someone’s leg: Birini işletmek, kandırmak
Put one’s foot in it: Birini istemeden utandırmak
Pitch in: Katkıda bulunma
Pay an arm and a leg for something: Bir servet ödemek
Pour oil on troubled waters: Ortalığı
yatıştırmak

Beyza DCFL


Ecan I
Q - R
Recipe for disaster (Felakete davetiye)
Red mist (Öfkeden gözün dönmesi)
Road to hell is paved with good intentions
(Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir)
Rough patch(Zor ve problemli dönem)
Rooted to the spot
(Şaşkınlıktan donakalmak)



Quick fix (Kestirme ve hızlı çözüm)
Queen bee (Bir gruptaki en dominant ve itibarlı kadın)
Quarrel with bread and butter
(Hayat standartlarından şikayet etmek)
Quiet as a church mouse
(Ağzı var dili yok)
Emin Can DCFL




Nehir DCFL
S
Save up something for a rainy day. (Ak akçe kara gün içindir.)
Strike while the iron is hot. (Demir tavında dövülür.)
Sell ice to Eskimos (Tereciye tere satmak)





Sit tight ( Sabırlı olmak)
Sail close to the wind. (Riskli işler yapmak)
Nehir DCFL




Ruya D
Dont beat a dead horse
(Boşa kürek çekmek)
Cut to the chase
(Kısa kesmek)
Eat like a bird
(Kuş kadar yemek)


Get a second wind
(soluklanmak)
Hit the roof
(tepesi atmak)
Ring a bell
(bir şeyler çağrıştırmak)
Handan Arıcı Eğlence
Atakent Anadolu Lisesi
T
take a rain check : postpone a plan (bir dahaki sefere)
talk a mile a minute: to speak quickly, in a hurry (çok hızlı, acele ederek konuşmak)
take it with a pinch of salt: don't believe everything you are told, don't believe that it is completely accurate. (ihtiyatla yaklaş, şüpheyle yaklaş, her şeye hemen inanma)




through thick and thin: in good times and bad times (iyi günde, kötü günde)
throw caution to the wind: take risk, do something without considering results (riske girmek, tedbirli davranmayı bırakmak, battı balık yan gider)
turn a blind eye: ignore, pretend not to know
(görmezden gelmek)



Mehmet Emir /AAL
U
under a cloud
(Gözden Düşmüş) Bulut altında
under arrest
Tutuklu
up-to-date
Güncel
unwritten law
(Adet) Yazılmamış kanun


up in the air
(Kesin olmayan) Havada
until one is blue in the face
(Boşuna konuşmak) Yüzü mavi olana kadar
under the wire
(Son anda) Telin altında


Kağan /AAL
UNDER THE WEATHER - Get sick
-HASTALANMAK
UNDER MY THUMP - To be in someones control
-Kontrolü altında olmak
VENT ONE´S SPLEEN - Take of your ambition
-HIRSINI ÇIKARMAK


UNDER THE TABLE - Secretly and illegally
-EL ALTINDAN
UP İN ARMS - Begin to walk
-AYAKLANMAK
UNEXPECTEDLY - Suddenly and abruptly
-BEKLENMEDİK BİR ŞEKİLDE


Yasemin /AAL
W - X
Walk a fine line: To achieve or maintain a balance" or "to be very close to two different ideas or attitudes at the same time
-İyi bir yolda ilerlemek-
Wag the dog: Something important or powerful being controlled by something less so
-Köpeği sallamak-


Wear many hats: To have many jobs or rols
-Aynı anda birden fazla işi yapmak-
White lie: This means that falcons can not even make white lies for the comfort of others, possibly at the risk of their lives.
-Beyaz yalan-
X factor: A noteworty special talent or quality
-X faktörü-


Yiğit Ka /AAL
Y
evet-adam
-Her şey diyen insan anlamında
Dünün erkeği veya Dünün kadını:
Ne ekersen onu biçersin:
-Ne ekersen onu biçersin


You can say that again
- Az önce bir şeyle tam bir ifade etmek için kullanılır
Your call
-Senin kararın


Ahlal /AAL
Z
Dudağını sıkıştır : Bir şeyi gizli tut.
(Bir şeyi gizli tutmak, söylememek)
Uzaklaştır/uzaklaştır: Acele etmek.
(Acele etmek)
: Dışarı Zonk T çok uykuya dalmak o derhal
(Çabucak uykuya dalmak)



Zero-sum game: To be in a situation where the consequences can either be to win or to lose.
(Sonuçların kazanmak veya kaybetmek olabileceği bir durumda bulunmak)
Zip past: To move past (someone or something) very fast.
(Bir kişiyi veya bir şeyi çok hızlı geride bırakmak)




- < BEGINNING
- END >
-
DOWNLOAD
-
LIKE(2)
-
COMMENT()
-
SHARE
-
BUY THIS BOOK
(from $9.79+) -
BUY THIS BOOK
(from $9.79+) - DOWNLOAD
- LIKE (2)
- COMMENT ()
- SHARE
- Report
-
BUY
-
LIKE(2)
-
COMMENT()
-
SHARE
- Excessive Violence
- Harassment
- Offensive Pictures
- Spelling & Grammar Errors
- Unfinished
- Other Problem

COMMENTS
Click 'X' to report any negative comments. Thanks!